İz bırakanlar yaşadığı zamanı anlamak ve başkasına anlatmak için kitap yazarlar. Yaşadığı zamanı anlamak için kendisinden önceki insanların benzer durumda ne yaptığını öğrenmeleri şarttır, çünkü bir şeyi ölçmek için ölçeğe gereksinim vardır. Bu da eski yazarların düşüncesidir. Sorun şudur ki, zaman ilerlemiştir ve şartlar da değişmiştir. Eski önerilen yöntem ile yeni problemlerin üstesinden gelinemez. Yeni problemler yep yeni yöntem gerektirir. Her ne kadar eski yötemler uymasa da onlar yine de yön götericidirler. O yöntemler dikkatlice incelendiğinde artısı eksisi bulunduğunda, yep yeni yöntem geliştirilebilir. Bu yeni yöntem öngörüsü doğrultusunda ayakta durabilir. Öngörüsü doğru ise ayakta kalır, yanlış ise bırakılır. İz bırakanlar bu yeni yöntemi geliştirenlerdir.
14 Ekim 2018 Pazar
23 Eylül 2018 Pazar
Basit bir hesap: Ceviz işlemesi
Çeviz işledikten sonra elinize bulaşan boyanın ne olduğunu merak ettiniz mi hiç? Boyanın ne zaman elinizden çıktığını biliyor musunuz? Bu gibi sorularla ya karşılaşırsınız, ya da size sorulur. Pekala boyaya ne olduğunu biliyor musunuz?
Aslına bakılırsa ben de bilmiyorum. Ama şöyle fikir yürütmek mümkün. El derisine iyice işlemiş olan boya bir daha çıkar mı? Bence hayır. En azından kısa zamanda çıkmaz. Bunu test etmek için deney yapmak şarttır ama yine de şöyle bir mantık yürütmek mümkündür: boya hüçrelerden çıkmadan önce hücreler kendisini yeniler ve böylelikle boya eski hüçrelerle atılır. Boyanın "uçuş" zamanı hüçre yenileme zamanı ayni orantılı olmalıdır. Her 28 günde deri kendini yeniliyor. O halde boyanın elden çıkması bir ay civarında sürmeli...
4 Eylül 2018 Salı
Kural ve yaratıcılık üzerine
İlk önce kural toplumsal bir anlaşmadır. Eğer o yukardan inme diretmeci ise, pek işe yaramaz. O gönüllü, herkes tarafından kabul gören kurallar ise ona uyan da o kadar fazla olur. Kural iletişimi hızlandırmak için veya bazı istenmedik hamleleri önlemek için konulur. Kuralların işlev kazanması için toplumsal uzlaşma şarttır.
Her uzlaşmanın bir yaptırımı da olur. Bu uzlaşma bağlayıcıdır. Yaptırımsız uzlaşma bir işe yaramaz, çünkü çiddiye alınmaz. Ciddiye alınması için kuralların bağlayıcı olması gerekir ki, güvenilir olsun. Güvencede olmak için insan kendi çıkarına ters düşen şeyleri de yapmak zorundadır, çünkü eninde sonunda kendisi de bir zaman yayarını görecektir.
Çok kuralcılık canlılığı yetirmeye sebeb olur. Hiç kuracılık da kaosa dönüşür, çünkü o zamanda kendi egosunu tatmin etmek isteyenlerin sayısı çoğalacaktır. Sağlıklı olması için ikisinin arasında bir denge yakalamak gerekir. Daha doğrusu kuralları yaratıcı olmak kullanmak gerekir.
Kurallarla yaratıcılık nasıl bağdaşır? Kural bir şeye şekil vererek o şeyin nasıl algılanması gerektiğini söyler. Çümle kurarken bile kafanıza göre kuralsız cümle kurarsanız bunu sizden başka kimse anlayamaz. Sadece kurallara bağlı cümle kurarsanız da burada kendi şahsiyetiniz ortaya çıkmaz. Sizi siz yapan kurallara rağmen kendinize özgü kurduğunuz cümlelerdir. Pekala bu nasıl oluyor? Yani, nasıl yaratıcı olunur? Yaratıcı olmak için var olan kurallar bilinmesi gerekiyor. Sonra bu kurallar bozulur ve yeniden düzenlenir. Bu yeni düzenleme sizin isteğinize/ihtiyacınıza göredir. İlginiz/ihtiyacınız sizi diğerlerinden ayırır.
Kuralların işlemediği yerde siz yeni kural koymak zorundasınız. Yeni kural eski kuralın eksiğini tamamlar ve yerine yeni doğabilecek sorunlara karşı önleyici tedbir alır. İşte yaratıcılık var olan şeyi bozarak yeniden yapıştırmaya denir. Bu yeni olgu eski olgunun toplamından daha fazladır.
1 Eylül 2018 Cumartesi
Düşünmek fikre sahip olmaktır
Kime sorulursa sorulsun düşünme konusuna gelince herkes aynı fikirdedir: herkes düşündüğünü söyler, çünkü düşünmek yüce bir yeti olarak kabul edilir. Ama zanmediyorum ki düşünmek en az bilinen şeylerden biridir. Düşünmek hatırlamak anlamına gelmez. Hatırlamayı bilgisayar bize göre daha hızlı ve kusursuz şekilde yapar. Bu durumda bilgisayarın düşündüğünü söyleyebilir miyiz? Bence hayır.
Peki o halde düşünmek nedir? Düşünmenin tabii ki tabanı hatırlamakdır. Ama düşünce hatırladığı şeyi hiç birşey eklemeden naklettiği zaman düşüncemidir? Hayır. Düşünce hatırladığı şeyler arasında bağlantı kurup yeni bir fikir oluşturduğu zamandır. Fikir hatırlanan şeyler üzerine düşünmektir, o hatırlanan şeylerden daha fazlasıdır, o yeni bir fikirdir.
O halde çok konuşanlar çok mu düşünürler? Bunu genelleleme kaydı ile negatif yanıtlayabiliriz. Çok konuşanın düşünüp düşünmediğini anlamak için onun olguları tekrarlayıp tekrarlamadığına ve yeni fikirler ekleyip eklemediğine bakmak yeterlidir.
28 Ağustos 2018 Salı
Motivasyon ve işine sahip çıkmak
Günlerden bir gün yeni tanıştığım biri işini anlatıyordu. Savcılığa katiplik yaptığını, işlerin yoğunluğundan, ama yine de yaptığı işin değerini bildiğini ve zevkle de çalıştığını söyledi. Savcının bir kaç yeraltı şebekesini tutuklattığını, bu işler için tüm evrakları kendisinin düzenlediğini anlattı. "En acı olan taraf ne biliyor musun?" dedi. "Adalete güvenerek onca yoğun çalışmanın sonucunda tutuklanan şahısların hiç ceza almadan ellerini kollarını sallayarak gezmeleri." diye devam etti.
Burada söz konusu olan birkaç unsur var. Birincisi kendi görevini yapan ve emeğinin çöpe atıldığını gören memur bir daha nasıl motive olabilir? Hiç olmaz. İkincisi devlet güvenirliğini yitirmiştir. Üçüncüsü bu tür olaylar ağızdan ağza yayılacağı için memurların da kendisini riske atacak herhangi bir eylemde bulunmayacakları ve dolayısı ile işi sadece "zaman öldürmek" için zorunlu görev olarak algılayacakları sonucu çıkacaktır. Bu durumda gelişme sağlanabilir mi? Hiç zannetmiyorum. Gelişme bir kültür meselesidir. Yaptığı işin işe yaramadığını gören demotive olur.
26 Ağustos 2018 Pazar
İnsan geleceği için yaşar
Üç zaman birimi vardır: geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. İnsanın geçmiş zaman ile meşgul olması şimdiki zamanı anlaması içindir. Gelecek zaman olmamış olsaydı, şimdiki zamanı anlamak için geçmişte herhangi bir olgu şimdiki zamanı açıklamak için kullanılırdı ve herkes mutlu olurdu. Geçmiş zamandaki olguların doğru seçilmiş olduğunu öngörülerin doğru olup olmadığı gösterir. O halde sadece anlamak yetmez, öngörünün de doğru olması gerekir.
Olayı daha anlaşılır kılmak için bir iki örnek vermek lazım. Depremi anlamak için geçmişteki yaşanmış depremler incelenir. Bu incelemeler öngörüsüz bir işe yaramaz. Ancak ve ancak incelemeler sonucunda yapılmış öngörüler sonrası olayın anlaşılıp anlaşılmadığı tastik edilmiş olunur.
Bugünkü olayları anlamak için de geçmişteki benzer tarihsel olaylar incelenir. Tarihsel olayların zaafı çok olmasından kaynaklanır. Geçmişte
herhangi bir olgunun şimdiki zamanı açıklamak için kullanılabileceği kanısı hakimdir. Oysa o olgunun doğru olup olmadığı yapacağı öngörü ile değerlendirilmelidir. Yapılan öngörüler geçmişteki seçimin doğru olup olmadığını tastikler.
Aynı mekanızma inanç için de geçerlidir. Şimdi nasıl yaşanması gerektiğini geçmişte örnek kişiler baz alınarak görülür. Bu düşünceye göre gelecek belli olduğu için doğru kararların verilmesi insanın zaman çizgisinin dışına çıkıp çıkmamasından kaynaklanır. O halde insanın tek görevi geçmişteki olayları tekrarlamasında yatar. Zaman çizgisinin dışına çıkıp çıkmamasını günah denetler. Yukardaki yapılan açıklamaları toparlarsak öngörü yapmak için günah işlemek gerekir, çünkü her öngörü zaman çizgisinin dışına çıkacaktır. Bu da gelişme ile yakından alakalıdır.
Başka denetleyici unsur ise alışkanlıktır. Alışkanlık da herşeyin eskisi gibi seyir edeceğine inanır. Öngörü alışkanlığın ötesine çıkmalıdır.
21 Ağustos 2018 Salı
Toplamak üzerine
İyi potentiele sahip olmayan ve kendine hedef belirleyemeyen biri en azından bilgi toplamalı, hem de her yöne doğru amaçsızca bir bilgi. Günün birinde geçmişte ne için topladığını bilmediği o bilgiler diğer bilgilerle harmanlanıp yeni bir birşeyler oluşturacaktır, hem de aniden, farkına varmadan. Yeter ki sabırla toplamaktan vazgeçilmesin.
Über den Sinn
Es gibt eine Menge junge Leute, die sich des Nichtstuns überdrüssig sind und sich eine bessere Zukunft aufbauen wollen als stillzusitzen. Ihr Pech ist aber, dass sie sehr leicht von einem Rattenfänger verführt werden können, der deren Schicksal bestimmt. Was ihnen fehlt ist ein wirklicher Grund, der sie zusammenschweisst. Den Intellektuellen steht die Aufgabe zu, alternative Gründe zu liefern, die die Freiheit als Ziel haben und statt Sackgassen die Freiheitsgrade erhöhen. Die Intellektuellen haben statt echte Alternativen Pseudogründe geliefert. Sie haben damit nicht nur die Leute verwirrt und abhängig gemacht, sondern sich auch unangreifbar gemacht, sie sind quasi heilig gesprochen worden. Nun ist es Zeit, die Scheingefechte aufzugeben und die Heiligen von ihrem Thron zu stossen. Es ist nichts heilig als das Leben selber und das Leben hat seinen eigenen Sinn. Der Sinn eröffnet sich nur dem, der sinnhaft lebt. Nur der Aktiver gibt den Sinn selber, wer dagegen dem Rattenfänger zum Opfer fällt, dem wird der Sinn von außen gegeben. Wer sein Leben dem Sinn eines Anderen unterordnet, der verlebt sein Leben.
9 Ağustos 2018 Perşembe
Sorumluluk üzerine
Herkes kendi hayatından sadece kendisi sorumludur. Çoğu zaman iyi niyetle tavsiye niteliğinde verilen öğütlerden biri: müslüman olarak seni uyarıyorum, şeklindedir. Bu tür tavsiyelerin özünde sorumluluğu başkasına devretmek yatar. Tavsiye eden kişi sadece bir müslüman olarak görevini yapmıyor, aynı zamanda tavsiye ettiği için "bilir kişi" oluyor ve "bilmeyenden" kendini sorumlu hissediyor. Herşey iyi niyet altında yapıldığı için öğüt alan karşı çıkamıyor. Bu bilinçaltı etkilemesidir. Siz karşı çıkmadığınız sürece sorumluluğu başkasına veriyorsunuz, demektir. Sorumluluk elinizden gittiği zaman başkasının hayatını yaşıyorsunuz demektir. Bu da kendi doğanıza aykırıdır. Sizi sizden başkası daha iyi bilemeyeceği için en güzel cenneti kendiniz inşaa ederseniz, başkasına ihtiyacınız yoktur.
7 Ağustos 2018 Salı
Çarıklı milyoner
Türkler milyoner gibi yaşıyor, milyoner. Hatta ve hatta hiç ölmeyecekmiş gibisine. Herşeyin satın alınabilir mantığı ile yaşıyor. Çevreyi istediği kadar kirletebilecek olduğunu davranışı ile teyit eder. Sadece çevreye çöp atmakla yetinmiyor, bunun yanında enerji ve besin kaynaklarını da hor görür. Kendisinden başkasının da aynı şeye ihtiyacı olup olmadığına pek bakmaz, onun için o anki hazzın giderilmiş olması mühümdür, çünkü kıstası onun kendini başkasının gözünde "en"lerin içine sokabilmesidir. "En"lerin içine girebilmek için milyoner gibi yaşar, hem laf ile, hem de tüketim yönünde herşeyi israf eder.
Başkasından da "en"li sözcükler duymayı ister. Bu onun duygusunu okşar. Bu tür davranışın sonucu israfcılıktır. Sadece laı israf etmez, aynı zamanda doğal kaynakları da talan eder, çünkü milyonerin herşeyi tüketme hakkı olduğunu zanneder, hem de sorumsuzca tüketmek hakkı.
Kafasında en doruklarda yaşayan birinin üretmeye ihtiyacı yoktur. Üretkenlik zorunluluktan kaynaklanır, ya kıtlık vardır, ya da sunni şekilde kıtlık yaratılır ki, üretmeye bir neden doğsun. Milyoner gibi yaşatan birinin neden üretmeye ihtiyacı olsun ki? Onun için bir neden yoktur, o isteğini herhangi para ile satın alır. Bir de bu tarz yaşam şekli kültür halini almış ise, insanlar toplum olarak tüketici, tek amaçı harcamak olacaktır.
Sunni şekilde kıtlık nasıl yaratılır? Mesela az konuşup fazla dinlemek ile, yani kelimelerle cimri olunması gerekir. Konuştuğu şeyin arkasında durup sorumluluk alması gerekir. Her ağızdan çıkan lafın arkasındaki doğuracak sonuçlara katlanması gerektiğini, o yüzden az söz verip tutarlı olmayı öğrenmek ile kıtlık yaratılır. Tutarsız şekilde laf salatalığı yapmanın kendi kendini kandırmaktan başka birşey olmadığını, konuştuğu sözler için açık kapı bırakılmayacağını bilmek ile sunni kıtlık yaratılabilir.
Bir diğer alan ise doğal kaynakların sınırlı olduğu bilincinin yerleşmesi ve bu kaynakların azami şekilde nasıl kullanılması gerektiğini araştırmak ile sunni veya gerçek kriz bilinci yaratılabilir. Doğal kaynağı sonsuz şekilde kullanma hakkına sahip olduğunu düşünen yaratıcılıktan yoksun kalır. Kaynakların sınırlı olduğu duygusu ile onu az tüketerek veya tüketmek için çare arayarak yeni yöntemler veya yeni aletler geliştirilebilir. Geliştirilen aletlerin özüne bakıldığında çoğunun zaman ile yaraştığını, zamanı daha verimli veya daha hızlı kullanım üzerine yoğunlaştığı görülür. İnternet mesela bilgi akışını hızlandırarak ona erişimi kolaylaştırmış, zamandan tasarruf etmeye yaramıştır. Daha gelişmiş arabalar yakıtı en aza indirerek doğal kaynaklardan tasarruf etmek için geliştirilir. Yeşil enerji insanoğlunun ihtiyacı olduğu enerjiyi yine yenilenebilir yoldan bulmak içindir. Yeni buluşlar cimrilik işidir, bonkürlük değil.
29 Temmuz 2018 Pazar
Şiddet üzerine....
..çok şeyler söylenebilir. Şiddet bence tıkanmaktan kaynaklanıyor: içteki kelimenin dışa çıkmasındaki tıkanıklıklığın verdiği basıncın bir anda fiziksel boşalmasından kaynaklanır. O halde kelime hazinesinin zenginliği şiddetin çıkışını açıklayabilir, yani kendini ifade edebilme ile şiddet arasında bağlantı kurmak mümkün. Kendini ifade etmek ile şiddete başvurma ters orantılı olmalı. Çünkü ifade eksikliğinden doğan basınç ancak şiddetli bir boşalma yolu ile dengelenebilir.
2 Temmuz 2018 Pazartesi
Akıl ve özgürlük üzerine
Akıl kısıtlayıcıdır, özgür değildir, çünkü kendi koyduğu kural ile kendini boyunduruk altına sokar. Yine de aklı olan, aklın koyduğu kurala uyması gerekir, çünkü o bir baston görevini görür. Henüz yürümesini bilmeyen desteksiz yürüyemez. Yürümeyi öğreninceye kadar bastonu destek olarak kullanıp, işi bittikten sonra bir kenara atması gerekir. İşte o andan itibaren özgürlük başlar.
Kuralsız özgürlük olamaz. Akıl kendi koyduğu kuralı kendisi kaldırmadıkca özgür olamaz. Kuralın gereksiz olduğunu anlayıncaya kadar veya kural bilinçaltına yerleşinceye kadar kuralcı olunur. Akıl kendi bastığı merdiveni seviye atladığı zaman geri çeker, işte ondandır ki, merdivensiz zirve tırmanılamaz. Hiç birşey öğrenmeden, aklın işleyişini keşfetmeden özgür olunamaz. Özgürlük aklın kendi kendini saf dışı bırakması ile başlar. Bu aklın işe yaramadığı anlamına gelmez, bu onu lanetlemek de değildir. Aklı kullanarak aynı seviyede kalan ile kullanmayan özgür olamaz. Birincisi kendi kurduğu tuzağa düşmüştür, ikincisinin tuzaktan haberi bile yoktur.
27 Haziran 2018 Çarşamba
Alçak gönül üzerine
Bilinmeyen bilinenin çok üstündedir. Her günışığına çıkan bilgi, bilinenden çok bilinmeyeni de beraberinde getirir. Bu durumda bilinen ile övünmek yerine bilinmeyenin karşısında eğilmek en uygun olanıdır. Bu nedenle bilmek sınırlı değildir. Bilinmeyen bilinenin sınırını gösterir. Her ne kadar bilmeyen bir adım geri gitmiş olsa bile geri gitme potansiyeli sonsuzdur. Bu sonsuzluğun karşısında alçak gönüllü olmak gerekir.
26 Haziran 2018 Salı
Dokunmak üzerine
İnsanlar en çok dokunmaktan etkilenirler, hem duygusal hem de fiziksel anlamda. Bir kelimenin dokunuşu ile fiziksel temas arasındaki fark, ilkinin zihne, diğerinin ise vücuda değmesidir. İnsan derisinin en büyük organ olduğu söylenir. Bu durumda dokunmanın etkisini ve önemini gözardı etmemek lazım. Hatta ve hatta Çavuşesko rejimi zamanında kendi başına bırakılmış bebek ve çocukların zihinsel olarak aynı yaştaki normal yetişmiş çocuklara göre daha az geliştiği saptanmıştır. Bakıcıların bebeklere hiç dokunmadıkları gözlenmiş ve böylece sevmedikleri hissi verilmiştir. İstenmeyen olmak verilebilecek en büyük cezadır.
Aynı şekilde kelimelerle de dokunmak mümkündür. Pozitif söylemlerin yanında bir kişinin benliğine hitap eden sözler de insana dokunur, onu okşar. Hangi kelimelerin uygun olduğunu anlamak için o kültürün neye önem verdiğine bakmak gerekir. O kültür kahramanlık üzerine inşa edilmiş ise bireysel özgürlükten bahsetmenin hiç bir anlamı yoktur. Cesur olmaktan, vatandan, şehit olmaktan, vs. bahsetmek daha mantıklı olacaktır. Tam tersi de olabilir. Özgürlük üzerine kurulu bir kültürde kahramanlık duygusu fazla gelişmemiştir.
Aşık olmak da başka bir örnektir, o iki türlüdür. Birincisi cinsel çekim (bunun farkında olanlar makyaj, parfüm,...gibi desteklerden yararlanır) fizikseldir, ikincisi sözel çekim ise insanı içten vurur, aynı frekansta titreşimle olur. Fiziksel görünümden dem almayan karşısındakini içten vurmaya çalışır, aynı demagogların kullandığı yöntem gibi. O kendine aşık ettirmek için o zihinli kelimeler üzerinden gider, karşıda tepki vermeyecek ama onun zihnini paraliz eden kelimelerden. Ve sonunda aşık olan kendi isteği ile aşık olduğunu zannedecek ama gerçek şudur ki, aşık olanın kendi iradesi ile aşık olduğu hissini vererek karşıdakini aşık ettirmiştir. Eğer manipule edildiğinin farkına varırsa kandırılmış sevgili gibi kendini kullanılmış hissedecektir. En iyisi kandırılmış olmayı kendinden saklamaktır.
29 Nisan 2018 Pazar
Fikir özgürlüğü üzerine
Kapalı sistemin değişik fikirden korkması, kendi düşüncesi dışında başka düşüncenin de var olduğunu gizleyerek hüküm sürdürmeye devam etme istemesinden kaynaklanır, çünkü değişik fikirler yıkıcıdır. Değişik fikirler toparlanmadığı sürece sadece fikir küpürü olarak kafa dağıtmaya devam edecektir, ta ki birleştirici düşünceler ortaya atılıncaya kadar. Birleştirici düşünce fikir küpürlerinin üstündedir, yani o bir metadır.
21 Nisan 2018 Cumartesi
Felsefe üzerine
Felsefe nedir sorusuna binbir türlü yanıt vermek mümkündür. Bu yanıt verenin ilgisine bağlıdır. Bu nedenle benim verebileceğim yanıt da kendi ilgi alanım ile ilgilidir. Unutmamak gerekir ki, her görüş kendi alanı ile sınırlıdır. İşte felsefenin de bireye sağladığı şey, bu alanı genişletme amaçlıdır, sadece ve sadece tecrübe edinmek için.
Bu pencereden baktığımızda bence verilebilecek en uygun yanıt felsenin insanın eline tecrübe edinmek için bir metod sunmasıdır. Mesela iyi ve güzel üzerine düşünmek iyinin ve güzelin ne olduğunu bize gerçek anlamda öğretmez. Hatta ve hatta kelime ile güzeli açıklayabilmiş olsak bile gerçek anlamda güzelliği kavradığımız anlamına gelmez. Bir papağan da konuşmayı taklit eder ama konuştuğu şeyin gerçekten ne anlama geldiğini bilmez. Konuşma davranış haline gelmediği sürece birşeyin gerçek anlamı kavranamaz.
Davranış üzerine düşünerek ve düşündüğü şeyi uygulayarak ancak bu güzellik kavranabilir. İnsan kendini ancak bir işe adadıktan sonra o şeyin detayını kavradıkca güzelliğini görebilir. Güzellik dışa yansıyan birşey değildir, güzellik edinilen birşeydir. Bu nedenle felsefe güzellik üzerine "bilgi" verir, ama güzelliği kavramayı sağlatmaz.
Mesela felsefenin güzel olduğunu kavramak için felsefe ile meşgul olmak gerekir. Muşgul olmayınca sadece duyulan şeyler tekrarlanır, ama felsefenin neden güzel olduğu kavranamaz. Felsefi sorunlar ile boğuşmadıkca, o sorunların kendisi için hayati sorun teşkil etmediği sürece, felsefenin güzelliği kavranamaz. Birer birer toplanan bilgilerin, ilk görünürde
birbiri ile hiç bağlantısı olmadığı halde gene de bir bağlantısını bulmak o sorunun güzelliğine inmek demektir. Dahası bu güzellik başkası tarafından da görülebiliyor ise daha da güzeldir. Bu nedenle asla deneyim aktarılamaz, ama deneyim üzerine fikir yürütüp başkasının da kısa yoldan benzer deneyim yapmasını sağlamak mümkündür.
Felsefe bu deneyimi sözlü olarak iletme satı ve dolayısı ile iyi düşünme sanatıdır da dinilebilir. O ne düşünülmesi gerektiğini göstermez. Düşündüğü şeyin sadece "iyi-kötü" veya mantıken "doğru-yanlış" olduğunu ölçer, veya ölçmek için bir metod geliştirmeye çalışır. Amaç herkesin birbirinden bağımsız aynı metodu uygulayarak benzer sonuca ulaşmasını sağlamaktır. Bunun tersi güvenmektir, yani kendi yerine başkasının iyi sonuç elde edeceğine güvenmektir. Bu insanı bağlar, felsefenin istediği şeyin tam tersidir. Felsefe insanı özgür kılmak ister, bu ancak kendi ayakları üzerinde durmasını başardığı zaman olur.
Düşünce etkin bir eylemdir. Ama bu etkinlik aslında bir paradokstur da. Davranışın aksine etkin düşünmek için tüm aktivitenin durdurulması gerekir. Çünkü aktivite dikkati üzerine çeker ve böylelikle fikirler esnek şekilde irdelenemez. Düşünmek için dış aktivitenin durması be dolayısı ile fikirlerin saplantısız hür olması gerekir, kas yerine fikirler hareket etmelidir. Ya tüm enerji beyin için ya da kaslar için harcanır. İkisini son hızla çalıştırmak bir hayli imkansız gibi gözükür.
Yeni fikir üretebilmek için ilk önce fikir toplamak gerekir. İnsan kendisinden önce söylenenleri bilmesi gerekir. Aksi halde geviş getirir, başkasının söylediğini tekrarlamaktan başka birşey olmaz. Her ne kadar yeni fikir ortaya atılsa da onu açıklamak da bir hayli önemlidir. Açıklayıcı metodik bir sistem felsefenin işidir. Hem açıklayanın hem de dinleyenin daha iyi anlamasını sağlar.
31 Mart 2018 Cumartesi
Yalnızlık üzerine
Yeni birşeyin ortaya çıkması için sürüden uzaklaşmak, yanlız olmak gerekir, çünkü her bireyin gideceği yol tek ve yenidir. Her yeni şey korkutur, bu nedenle sürüde kalmak korkuyu yenmenin sadece bir yoludur. Ama bu güvence sunni sağlanmış bir güvencedir, çünkü başkasına bağlıdır. Bağlanma bilindik şeyleri tekrardan geçer. Bu nedenle sürü tek tip, birbirine benzeyen "iyi" insan tipi yetiştirir. İnsan bilmediği yönünü keşfetmek için uçurumdan atlamalı, yanlız olmayı göze almalıdır. Bu nedenle kendini keşfetmek için insan "kötü" yolu denemelidir, kendisinden önce hiç gidilmemiş bir yolu.
Birlik ve beraberlik üzerine
Kanımca en yanlış anlaşılmış söylemlerden biri bu: birlik ve beraberliktir. Bu söylem altında dünya ikiye ayırılıyor, bizden olan ve olmayanlar diye. Bizden olanların zincir gibi birbirine kenetlenmesi gerektiği, olmayanların ise düşman olduğu ima ediliyor. O halde bizden olana iyi, olmayana kötü davranmakta hiç bir mahsur olmadığı sonucu ortaya çıkıyor.
Dünyayı ikiye ayırmak yetmiyormuş gibi, aynı zamanda birliği sağlayacak kural ve yöntemler üzerinde de aynı fikirde olunması için savaş veriliyor. Amaç: birlik sağlanacaksa eğer, benim istediğim gibi olsun. Görülüyor ki, birlik iç ve dış "düşmanlara" karşı verilmesi gereken bir savaş haline dönüşüyor.
Dış düşmanları ayırt etmek o kadar da zor değil. Asıl zor olan kısım birliğin ne olduğu konusunda uzlaşmaktır. Birden bire "gerçek" birliğin ne olduğunu anlatan uzmanlar türüyor, bunun yanında uzmanların muhafızları birliğin bekcileri kesiliyor. Her uzman, sürüden ayrılan koyunu kurt yer dercesine korku salıyor. Birliği ayakta tutmak için gerekirse güç de kullanıyor. Böylesi bir birlik ancak korku üzerine kurulur.
Böylesi bir birlik gerçek anlamda erişilmesi gereken bir amaç olabilir mi? İnsan birileri istiyor diye kendi potansiyelini keşfetmekten vazgeçebilir mi? İşte bu soru yanıtlanması gereken bir sorudur.
İnsan kendi potansiyelini keşfetmek ile mükelleftir. Bu asla ve asla başkasına benzeyerek olamaz, bu kendi yolunda yürüyerek olur. Kendi yolunu izlemek isteyen yanlız olmayı da göze almalıdır. İnsan kendini ancak ve ancak çok alternatifler sunan bir ortamda bulabilir. O içinde bulunduğu çeşitli yaşam biçimlerinden tam kendine uyanı sentezlemek zorundadır. Buna hayatı yorumlamak da denebilir. Ber yiğidin kendine özgü yoğurt yiyişi vardır misali.
Birlik zorbalığı yerine çeşitliliğin gerekli olduğu ve kabul gördüğü ortamda gerçek hayat yeşerir. Tek bir kuralın hüküm sürdüğü ortamda değil, eskinin üzerine inşa edilen, değişen şartlara yeni cevap verebilen ortamda daha sağlıklı bir hayat sürdürülebilir. Çeşitlilik zenginliktir, korku uyandıran bir olgu asla değildir.
30 Mart 2018 Cuma
Güce tapmak
Kendini güçsüz hissedenlerde çok belirgin özellik güce tapmaktır. Kendilerini güçsüz ve yetersiz buldukları için tek çarenin güçlü birinin arkasına gizlenmek olduğuna inanırlar.
Güce tapanın iki amacı vardır. Birincisi korkuyu yenmek, ikincisi ise güvenceyi güçlü birinin hümayeti altında sağlamaktır. Dünyayı güçlü ve güçsüze ayıran kişi kendisini sürekli başkası ile kıyaslayacaktır: Karşısındaki kendinden güçlü mü, yoksa güçsüz mü? diye. Güçsüz olduğunu sezinlediği zaman yerini bilecek, güçlü hissettiği zaman ise kendine tapınmasını isteyecektir.
Buradaki sorun - güçlü güçsüz kısır döngüsünden kurtulmak için - aslında güvencenin nasıl sağlanacağıdır. Güvencenin güç ile sağlanacağı bir farazidir. Güç ile korku birbirine çok zıttır. Korkuyu güç ile yenerek insan kendini güvencede hissedemez. Güç başka bir korku yaratacağı için sorunu kökünden çözmez, o sadece geçiştirmedir.
Korku anlamak ile yenilir. Anladıkca insan kendi kendine olan güveni artacak, gücü kendinde bulacaktır. Bu güç asla kıyaslayıcı güç değildir, dışa karşı hiç değildir. Bu güç içten gelir. Yapmak için cesaret, cesaret buldukca da güveni artacaktır. O halde çocuğa küçük yaşta yapmayı ve yapılan şeyi anlaması aşılanmalıdır. Kısacası meraklı olup tanımadığı şeylerden korkmayı değil, tam tersi, üstüne giderek üstesinden gelmeyi öğretmek gerekir, güç farazisinden kurtulmak için.
27 Mart 2018 Salı
İlişki üçgeni
İnsanın dünyası üç boyutludur. İlk önce kendi dünyası vardır. Burada kendi fantazisi cirit atar. Diğer tarafta kendisi gibi başkasının da dünyası vardır. Onlar da kendisinden pek farklı değildir. Onlar da cirit atarlar. Ama bir araya gelince anlaşmak ve anlaşılmak isterler. Burada ortak dili inşa ederler. Tek başına iken cirit atan fantazi şimdi karşıdakini de ikna etmek zorundadır. Bir kişi uçar ama iki kişinin ayakları yere değer. Eğer ikisi de cirit atmaya devam ederse beraber uçarlar. Bu durumda üçüncü dünya devreye girer. Ayaklar yerden kesilmemesi için görüşler var olan şeylerle kıyaslanmalıdır. Ancak bu ilişki üçgeni insanın ayağını yere bağlar.
Kablumbağa metodu
Sağlıklı büyümenin sırrı yavaşlıkta yatar. Her besinin sindirilmesi için yavaş hazmedilmesi gerekir. Hız alınan besini alındığı gibi geri çıkarır, besinin kana geçmesi için gereken zamandan ödün verdirir.
20 Mart 2018 Salı
Umut ve piyasa ekonomisi
Düşününsene dünyada sekiz milyara yakın insan yaşıyor, ve bunlar herhangi bir şekilde karınlarını doyurmak zorundalar. Diyelim ki, bunların hepsi sadece hayati gereksinimi karşılayan şeyleri üretiyor, her ne kadar bu gereksinimlerin ne olduğunu bilmesek de, bildiğimizi farz edelim. O halde herkesin iş bulma şansı çok az olacaktır, çünkü küçük ve seçkin kitle ile tüm insanlığın gereksinimini karşılamak mümkündür. Diğer "işsizler" bu durumda ne yapar? Onlar da hayatını sürdürmek için pastadan pay almak istemez mi? Hayatta kalma dürtüsü onları isyan ettirecektir ve küçük kitleye kafa tutacaktır.
Sırf karın doyurmak uğruna üretimin genişletilmesi, hayati gereksinimin arttırılması gerekir ki isyana karşı tetbir alınsın. Sunni gereksinimlerin çoğatılması ile yeni iş sahası açılıp normalde o işsiz tayfayı karnını doyurur hale getirmek gerekir ki huzur sağlansın. Bundan dolayı hayali gereksinim doğurmak, tüketicinin dikkatini çekmek için bir nevi savaş yaşanır, çünkü dikkat çeken sürekli çekmeyenden bir adım öndedir.
Soru dikkatin nasıl çekildiği konusudur. Dikkat çekici en belirgin entrüman nedir? Satmak istenilen ürünün mutlu olmak için şart olduğu umudununu doğurmak olmazsa olmazlardandır. Ürünün ne olduğu arka planda kalır. Bu ister mağazada satılan bir ürün olsun, isterse çok faiz getirici yatırım fonları. Söz konusu olan mesele burada umut satmaktır, ürün değil. Bu nedenle kolay yoldan mutlu olmak isteyenleri dolandırmak, umut ne kadar cazibeli görünürse o kadar kolaydır. En cazibelisi erişilmeyen umutları satmaktır. Onları da zaten tek umudu ona bağlamış insanlar alır. Kandırmak ve kandırılmak ürün satmanın oyunu gözüküyor.
13 Mart 2018 Salı
İkinci doğa üzerine
Doğuştan aldığımız özellikler yeterli olmadığı için onların öğreti (sonradan) ile alınan özellikler tarafından desteklenmesi verekir. Buna bazı kişiler ikinci doğa derler.
Vaaz, tüketim üzerine
Çoğu insan büyük hayallerle kendisinden çok bigi sahibi olanların yanına gidip onlardan ilham almak ister, onlar gibi bilgili olmak ister. Bu bilgiye olan özenden ve o bilgiye sahiüp olana karşı beslenen sadakattan kaynaklanır. Bilgi sahibi erişilemeyen bir mertebeye çıkartılır ki onun yanında olmak bile kendisine birşeyler katacağını zanneder. Oysa bilgi sahibinin o mertebeye gelmek için vierdiği çabası göz ardı edilir. Onun bir anda oraya geldiği zannedilir. Yanılmıyorsam Nietzsche "bir ağacın büyüdüğünü görmek zordur, ama onun yıkımını görmek kolaydır" demişti.
Büyümek zaman isteyen bir işlemdir. Bu öyle birşeydir ki, her yiğidin kendine özgü yoğurt yiyişi vardır. Bu nedenle deneyim bir kişiden diğerine aktarılamaz. Başkasının deneyiminden faydalanmak bazen yolu kısaltır, ama yol gitmeyi asla önleyemez. Yol gidenindir. Bu nedenle her öğreti deneyimlenmeli, o şahsa uyarlanmalıdır. Aksi halde bir işe yaramaz.
Vaaz dinledikten sonra bilgileneceğini zannedenler de kısa yoldan hedefe ulaşılacağını zannedenlerdir. Bu "takma" bilgi ile alışveriş yapmanın mutluluk vereceğini zannetmek benzer meseledir. Alışveriş ilk anda hoş bir duygu yaratır, özlenen bir cisme sahip olmak, onu eldetmek kısa vaadede mutluluk verir. Fakat böyle "kolay" elde edilen mutluluğun ömrü kısa sürer. Değere sahip olunmaz, değer o kişide oluşur. Bu nedenle o değer ile o kişi arasında pek fark yoktur, ikisi iç içedir. Sadece borç alınmış değerler işlevini bitirdiği zaman çöpe atılır.
10 Mart 2018 Cumartesi
Düşünmek üzerine
Kırkayak hikayesi belki bilinir. Ona sormuşlar, neden o kadar ayaklarla birbirine dolaşmadan yürüyebildiğini. O da durmuş, düşünmeye başlamış, işte o zaman ayakları birbirine takılmış ve düşmüş.
Düşünmekteki asıl mesele burada çok iyi anlatılıyor. Kendini otomatiğe bağlamış, sürekli aynı şeyi yapan biri aniden o mekanizmayı durduruyor ve ne yaptığı şeyi anlamaya çalışıyor. Anlamak ve dolayısı ile düşünmek çok yavaş ilerleyen bir mekanizmadır, çünkü o zamana kadar otomatik gerçekleşen mekanizma bilinçli şekilde gerçekleştirilmek istendiğinde hangi adımın önce, hangi adımın sonra, atılan adımın nereye kadar, diğer bacaklarla nasıl koordine olacağı gibi meselerin kontrollü şekilde sırasına göre işler hale gelmesini anlamak zaman alıyor.
O halde düşünmek için yapılan şeyin dışına çıkıp ona kuşbakışı yapmak gerekiyor. Aynı mesele içinde yaşayarak o meseleyi anlamak olanaksız gözükür. Zaten doktorlar da kendi kendine dışardan bakamadığı için başka doktora görünürler.
Birşeyi anlamak için düşünmek gerekir. Düşünmek o halde ussal bir olaydır. Yukardaki kırkayak meselesini anlamak için bazen bütün parçalara bölünür, ve tekrar birleştirilir. Bu genelde taklit etmek için kullanılan bir metodtur. Bir de görünürde birbirinden bağımsız parçalardan oluşan amorf kümenin elementleri arasında bağlantı kurmak için düşünce gerekir. Buna da yaratılış denir.
Düşünçe hem taklid etmek için hem de yeni bir şey yaratmak içindir. İnsan taklid ede ede anlama becerisini geliştirir ve sonrasında yeni birşey üretir. Bu yüzden çocuklarda yaratıcı düşünme yetisi pek gelişmemiştir, onlar taklid ede ede yaratıcı düşünceye kavuşurlar.
4 Mart 2018 Pazar
Mücevher üzerine
Mücevheri mücevher yapan şey onun doğal hali değil, işlenmiş halidir. İşleniş şekli ile mücevher değer kazanır. Ancak bir usta "taş" kırıntısından elmas yapabilir. Boz duran "taş"ın diğerlerden farkı yoktur.
İnsan da dünyaya geldiği zaman o taşa benzer, öğrendiğini tekrarlıyor olsa bile işlenmemiştir. Ancak uzun zaman işlemden geçtikten sonra değer kazanır ve elmasa dönüşür.
1 Mart 2018 Perşembe
Arınmak üzerine
Yaşadığımız toplumda alışagelmiş çok değer ve yargılar vardır. Ortaya çıkış sebepleri hangi nedenden olursa olsun, o değerlerin oluşumunda o zaman haklı yerleri vardır. Ortak bir hayat kurmak için o değerler çercevesinde uzlaşma sağlanmasında da bir mahsur yoktur, çünkü o değerler çerceve görevi görürler. Onlar ortak anlaşmayı, ortak çalışmayı sağlar.
Ortak çalışma veya yaşama o değerlere bağlı değildir. Yani o değerler olduğu için ortak yaşam sürdürebilir denemez, çünkü her toplumun anlaştığı ortak değer değişiktir. Burada unutulmaması gereken şey o değerlerin yüceliği değil, o değerlere sadık kalmaktır. Bu bir söz verme, bir anlaşmadır. Bundan başka o değerlerin hiç bir kutsal tarafı yoktur.
Bireysel iyi bir hayat sadece o çerveveye sadık kalınarak sürdürülemez, o değerler yeterli değildir, çünkü onlar ortak yaşam için olmazsa olmazlardandır. Her ne kadar ortak yaşam gerekli olsa da, o bireysel yaşamın kalitesini belirlemez. Kalite, daha doğrusu düşünmek bu değerlerin üzerine çıkıldığı zaman olur. Bireyin görevi yapılması gereken şeyi yapmakla sınırlı değil, onun ötesinde deneyimleyerek kendi potasiyelini keşfetmektir. Bu da ancak yukardaki bahsi geçen değerlerden arınmak ile olur. Her ne kadar o değerler gerekli olsalar da, kutsallaştığı zaman engel teşkil eder. İyi bir hayat sürdürmek için engelleri aşmak ve arınmak gerekir.
25 Şubat 2018 Pazar
Mayalanmak nedir?
Belki yoğurdun nasıl mayalandığını bilirsiniz ama fikirlerin de nasıl mayalandığını bilir misiniz? Yoğurdun nasıl mayalandığını bilmeyenler annesine veya nenesine sorabilir. Her ne kadar en püf noktası deneme ve yanılma metodu ile bulunsa da sütü belli bir sıcaklığa getirmeden ve mayalık bir tutam yemek kaşığı yoğurt ilave etmeden olmayacağını herkes bilir. Sadece mayalık yoğurt yeterli değildir, yoğurdu yoğurt yapması için uygun ortama da ihtiyaç vardır.
Bu durum fikirlerde değişir mi? Hayır, hiç zannetmiyorum. Bunun böyle olduğunu anlamak için yukardaki örnekte geçen sütün ve bir tutam mayalık yoğurdun ne olduğunu açıklamak gerekir. Süt, bulunduğumuz toplum ile eşdeğerde olsun diyelim. Maya ise fikrin tam kendisi olsun. O halde sütün kaynaması gibi fikir ile toplumun da tutuşması gerekir ki o fikir "tutsun". Aksi halde, toplumu tutuşturamayan fikir her ne kadar iyi olursa olsun sönmeye mahkumdur. İyi bir fikrin iyi bir pazarlayıcısı olmadan yoğurdunuz tutmaz.
22 Şubat 2018 Perşembe
Ben ve başkası üzerine
İnsan kendisi ile başkasını aynı kefeye koyamaz. O ne kadar kendisine sert davranırsa başkasına da o kadar mülayim olmalıdır, çünkü başkasının değişimi başkasında, kendi değişimi de kendi elindedir. Başkasını değiştiremiyeceğini bildiği için onu olduğu gibi kabul edip ona değişme şansı tanımalıdır. Ama aynı esnekliği kendisi için gösteremez, çünkü birşeyin değişmesi gerektiğini fark ettiği andan itibaren değişim için tüm imkanları zorlamaktan başka şansı yoktur. Onun artık başka birisinin kendisini değiştireceği umudu ile bekleme şansı kalmamıştır, kendi inisiyatifinden başka. Başkası için "bir gün görür" cümlesi onun için geçerli değildir.
Görmek için ne yapmalıdır? İlk önce kendi kendini ciddiye alıp yaptığı şeylerden sorumluluk taşıdığını bilmelidir. Her sarf ettiği söz bir kez söylenir, arkasından doğan tüm sorumlulukları ne olursa olsun almalıdır. Söz ağızdan bir kere çıktıktan sonra geri alınmaz, çünkü doğuracağı sonuç bir sonraki davranışlar için kıstas oluşturur. Tüm sorumluluklar sonuna kadar üstlendikten sonra arkasında durulur, o iş bittikten sonra ders alınır ve yeni bir değerlendirme yapılır. Bu yeni değerlendirme ile yeni sorumluluklar doğar. Bu nedenle insanın kendisi az konuşur, başkasını sözle değil de, örnek teşkil ederek değişmesini umar.