10 Kasım 2017 Cuma

Anlam üzerine

En büyük sorunlardan biri bazı şahısların söylediği gibi "beyni boşaltmak" değil, çevrede gerçekleşen şeylere anlam vermektir, çevreden aldığı onca enformasyonlara anlam verememesidir. Enformasyonun olmaması insanı rahatsız etmiyor, enformasyonun çokluğu karşısında kayıtsız kalması insanı korkutuyor.

Kolaya kaçanlar anlam vermenin keyfi olduğu, bu nedenle her anlamın eşdeğer olduğunu savunur. Herhangi bir anlam vermek yerine vermemek daha uygun olduğu, çevreyi anlamak yerine anlamamanın erdemli bir yol olduğunu vaat eder.

Herşeye kayıtsız kalmak bu denli erişilmesi gerelen bir hedef midir? Bu insanı ne kadar mutlu kılar? sorularının yanıtlanması gerekir. Aslına bakılırsa herhangi bir teori hiç bir teoriden daha iyidir. Nedeni ise çok basit. Bilinçli olarak bizler teori bazında hareket ederiz. Biz edindiğimiz değerler doğrultusunda hayatımızı sürdürürüz. Tabii ki bilinç altının da etkisi büyüktür. Ama onu şu anda tartışma konusu yapamayız.  

Kendini herşeyin üstesinden gelebilen biri olarak görenin dünyaya yaklaşımı ile kendini yetersiz gören birinin yaklaşımı arasında fark vardır. Bu fark kendine güvenle açıklanabilir. Kendine güvenen biri için dünya kendi çabasına yanıt veren bir yerdir. Aldığı geri bildirim ile tekrar teorisini düzenler ve dünyaya tekrar sinyal gönderir. Sınama ve yanılma ile kendi hatalarından öğrenir be dolayısı ile kendine güveni daha da artar. Kendini yetersiz görenin davranışı tam tersidir.

Anlam sorumluluk üstlenmektir. Kendi hayatının kendi elinde olduğunu kavrayıp onu tesadüfe bırakmamaktır. Anlam herhangi bir teorinin arkasına sığınmak da değildir. Teoriler ne kadar yardımcı olsa da bu şahsın isteğine, ihtiyacına yanıt vermez. İnsan kendinden önce söylenmiş şeyleri bilmelidir, ama bunlar kendi hayatını inşaa etmek için sadece bir basamaktır. Kullandıktan sonra atılmalıdır.

Anlam ebedi birşey değildir, ömrü sonsuza kadar sürmez. O sadece o şahsın kat ettiği evreye işaret eder. Anlamın derinliği o kişinin kat ettiği evrenin göstergesidir. Derin anlam daha detaylı ayrımı da beraberinde getirir, başka deyişle o seçim yaptırır.  Her ayrım yeni bir anlam çerçevesinde bütünleştirilmesi ve dolayısı ile bir üst evreye dönüşmesi de gerekir. Aksi taktirde ayrımlar başı boş bağlantıdız havada kalır. Ayrım ve bütünleşme soluk alıp vermek gibidir, bunlar bir bütündür.

İnsan anlam verebildiğinde: ne oldumsa kendimden oldum, der. Kendi durumuna günah keçisi aramaz ve yapması gereken şeyin ertelenmesinde bir anlam göremez, çünkü ona kısıtlı verilmiş zamanı en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini bilir.