29 Ekim 2017 Pazar

Demokrasi ve düşmanları

Demokraside insan çatışmadan kaçmamalıdır. Söylendiği gibi herşey doğru değildir ama tek bir doğru da yoktur. Herşey kişiler arası anlaşmadır. Anlaşmayı göz ardı eden despot, herşeye duyarsız kalan ise umursamaz olur. Her anlaşma küçük ölçekte çatışmayı da beraberinde getirir. Çatışmanın sonucunda kişilik daha da olgunlaşır. Bu nedenle insanların birbirine ihtiyacı vardır, çatışırken kendisini bulmak için. Bir diğer öge ise anlaşmanın boyutudur: bu anlaşmanın asıl gayesi nedir? Bireyi tatmin etmek için mi, yoksa bütüne hizmet etmek için midir?

Anlaşmaların bütünü sisteme ve dile yansır. Sistem anlaşmanın kabuklaşmış halidir. Her anlaşma tarafların gönüllü uymak istediği sınırı gösterir, hem güvence sağlar hem de tarafları uymaya davet eder. Her anlaşma değişik isteklerin harmanlaşmasından ortaya çıktığı için onun ömrü bir sonraki anlaşmaya kadar sınırlıdır. Bu anlaşmanın hem eksik olduğunu hem de yeni gelişmeleri kapsamadığını gösterir. Her yeni ihtiyaç yeni bir anlaşmayı beraberinde getirecektir. Dolayısı ile anlaşmaların hükmü bir dahaki masaya oturuncaya kadarki zaman aşamasıdır. Ev evreler kolaylıkla zihinde kalması için adlandırılır. İyi dil öğrencisi böylelikle içinde bulunduğu sistemi de öğrenmiş olur.

Kısacası demokrasinin getirdiği insan tipi uzlaşmacı bir insan tipidir. Hem kendi isteğini bilen hem de bütünü düşünmesi gereken biri. Kendi isteğinin bütünde yok olmaması için bütüne karşı takındığı tutum kendi benliğini oluşturur. O, kültürün bir parçasıdır ama yine birey olabilmesi için kendini toplumdan soyutlaması gerekir. O, toplumun hem içinde hem de dışında olmalıdır. Toplum içinde eridiği zaman kendini kaybeder, kendini toplumdan soyutladığı zaman ise yönünü şaşırır. O, kendine orta bir yol bulmak zorundadır. 

O halde demokrasi kendi yetisine güvenen ve başarısının ve başarısızlığın kendi hünerine dayalı olduğuna inanan insan tipi yetiştirir, yani demokrasi insanı özgürleştirir. Kendisi gibi diğer insanların da aynı hakka sahip olduğunu bilir. Bir zamanlar aslında komunizmin istediği ama başaramadığı herkesi eşit kılan bir sistem geliştirmiştir demokrasi. Herkes birbirine benzediği için demokraside can sıkıntısı tavan yapar.

Bireysellik tavan yaptığı zaman insanların bir oraya bir buraya "itilmesi" (flexibility) daha da kolaylaşmıştır, bu da kökenini kaybetmesini sağlar. Artık kendisini dış kuvvetlerin emri altında yaşayan bir zombi gibi hisseder. Git gide hissetmeyi dahi yitirir. Özgürleşmiştir ama kendinden de uzaklaşmıştır. Bu tip insanlar tekrardan hissetmeyi özgürlüğü kaybetmek uğruna olsa bile yine de ister, yeter ki tekrar bir yere ait olduğunu anlasın. Birinin hümayesi altına girip korunmak uğruna özgürlüğünü satmaya hemen hazırdır o. Birinin yol göstermesi özgürlüğün getirdiği tüm sorumluluk yükünü elinden alır ve rahatlık vetirir. Bu kadar çabuk değisken bir dünyada aradığı huzur ve rahatlıktır, özgürlük onu korkutur. Karşısına çıkan huzuru veren ve sorumluluğu üslenen her insana rahatlıkla itaat edecektir. O sahsın doğruyu söyleyip söylemediği pek de önemli değildir. Liderin yapması gereken işlem, olan biteni basitleştirip güven havasını sağlamasıdır. Bunu yaptığı sürece özgürlükten kaçan kendini tüm çatışmanın dışında güvencede hissedecektir. Açıklamanın ve yorucu anlaşmanın yerini emir almıştır, ne demişler: emir demiri keser.

Şimdi özgürleşmeyi başaramayan ama özgürlüğün getirdiği o soğuk havayı soluyan tipler de vardır. Bu tiplerde bıkkınlık yoktur, ama onlarda bir eziklik vardır. Onlar özgürlüğün getirdiği maddi değerlerden pay alamamış, kenarda kalanlardır. Onlar gerçek anlamda ezilenlerdir. Bu iki tiplemenin, yani tekrar hissetmeyi isteyenlerle "unutulmuşların" ortak yanı özgürlükten kaçıştır.