Maskenin arkasındaki kişiyi görebilmek uzun zaman alır: zayıf ve güçlü noktaları. Flört maskenin henüz takılı anıdır. Maske düştüğü anda birliktelik darbe görür, çünkü saklanacak hiç bir delik kalmamıştır artık.
28 Temmuz 2019 Pazar
16 Haziran 2019 Pazar
Fairness (adil olmak)
Birinin adil veya egoist olduğunu ölçmek için ultimatum oyunu 1982 yılında Werner Güth tarafından öne sürülmüştür. İki oyuncudan birine para verip diğeri ile paylaşması istenir. Diğer oyuncu sunulan parayı kabul ettiğinde ikisi parayı alır, para kabul edilmediği zaman ise elleri boş eve giderler. Batıda insanların genelde adil davrandığı görülmüştür. Oyuncular genelde paranın yüzde 40-50'ini karşı tarafa verirler. Sunulan miktar yüzde 20'in altına düştüğü zaman sunulan teklif reddediliyor.
Türkiyede bu oyunun yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Yapılmamış ise yapılması gerekir. Yukardaki değerlere benzer değerler ortaya mı çıkar? yoksa çok farklı değerler mi? bilmiyorum. Bilmediğim için de elimden sadece spekülasyon yapmak gelir. O halde beklentim nedir? Para kabul etme orantısında Türklerde birşey değişeceğini zannetmiyorum. Bence değişiklik para reddedme orantısında görülecektir. O oranın Türklerde daha düşük seviyelerde olacağını zannediyorum.
Bu oranın nedenine bakıldığında adil olmanın yanında kabul etmeyi başka faktörlerin de etkilediği görülecektir. Bu faktörlerden biri parayı alanın parayı vereni hangi statüde gördüğü olacaktır. Yani parayı alan kendini düşük seviyede görüyor ise, verilen parayı hak ettiğini ve dolayısı ile kabul etmek zorunda olduğunu düşünecektir. Görülüyor ki, adil olup olmamak insanın kendini nasıl gördüğüne de bağlı. Seviye farkı arttıkca adil olmayan teklifler de kabul edilecektir.
Batıda adil olmayan teklif reddedilir. Bu da adil olmayanın cezalandırıldığı anlamına gelir. Adil davranılmadığında Türkler nasıl davranacaktır? Bence adil olmayan teklifler de seviye farkına göre kabul görecektir. Adil davranmayanlar cezalandırılmayacaktır.
Cezalandırma veya cezalandırmama yardımlaşmayı ve beraber çalışmayı da etkilediği için toplumsal davranışı da bire bir etkiler. Sürekli toplumdan faydalanan ama cezalandırılma korkusu yaşamayan biri yardımseverlerin sırtından geçinecektir, asla kendisi katkıda bulunmayacaktır. Bunu gören diğer yardımseverler de yardımlaşmak istemeyecektir. Bu durum birebir insanlar arası güveni de sarsacaktır. O halde norm dahili davranmanın egoistlikle bir alakası olamaz, tam aksine kooperasyonu daha da pekiştirir.
5 Haziran 2019 Çarşamba
Boş alan doldurulur
İnsan kendi düşünmediği zaman boş alan bırakır. Boş alan doldurulmaya mucburdur. En güzel doldurma işlemini şakşakcılar yapar. Ne kadar dikkat çekebilirse kendine o kadar fayda sağlar. Bugün savunduğu şeyin yarın tam tersini savunması bu durumu daha anlaşılır kılar. Gündemde kalması için yapılan hamlelerdir bunlar. İster gülünç duruma düşsün, ister akıllı birşey söylesin, onun amacı bırakılan boş alanı doldurmaktır. Şakşakcılar her cirit atma şansı yakaladığı zaman fırsatı değerlendirir. Zaten o iyi bir amaca hitap eder. O boş kalan alanı duldurur, yani kendinden beklenen şeyi yerine getirir: Eğlendirilmeyi bekleyenleri eğlendirir o.
Bu adamların böyle olduğundan şikayet etmemeli, çünkü onlar boşluğu enformasyon çöplüğü ile doldururlar. Bunlara karşı en iyi yöntem onları kaale almamak ve doldurulması gereken boş alan bırakmamaktır, çünkü beyni nasıl kullanılacağından sadece beyin sahibi sorumludur, başkası değil. O iyi şeylerle dolarsa ve çöpü ayırt etmesini bilirse onu kendinden başkası kontrol edemez.
2 Haziran 2019 Pazar
Cesur kimdir?
Kendi potansiyelini keşfetmekten çekinmeyen, tüm bağları koparsa bile yanlız kalmaktan korkmayan ve kendi deliliğinin peşinden koşan, özgürlüğünü ve onun getirdiği sorumluluğu akıllıca göğüsleyen biri cesurdur. O şüphe bile etmez. Şüphelenen, önündeki potansiyeli göremeyen korkar ve korktuğu şeyin kölesi olur.
Komplo teorisi üzerine
Komplo teorisinin rağbet görmesi karmaşa problemlere ucuz çözüm getirmesinden kaynaklanır. Bunun da nedeni konfor bölgenin getirdiği güvence ve hayati riskin olmamasından kaynaklanır. Yani insan kendi hayatını riske atmadan istediği şeyi söyleyebildiği için rahat çözümü seçer. Hayatını tehlikeye attığı zaman böyle bir lükse sahip olamaz. O halde söylediği şeyin doğruluğu hayati riske ne kadar girdiği ile alakalıdır.
26 Mart 2019 Salı
Doğurmak üzerine
Doğum kendi kendini yenilemektir. Kendi kendini yenilemeye Maturana autopoiesis diyor. Doğuran canlı türünü devam ettirir, yani türünün sürekliliğini sağlar. Doğan, doğuranın kopyası olamaz. İnsanlar çiftleştiğinde, çoçuk anne ve babanın özelliklerini, bir de mutasyon ile gerçekleşen tesadüfi oluşumları taşır. Bunlar çocukta potansiyel halinde vardır ve deneyim ile şekillenir. O halde her doğum yeni birşeye gebedir.
Anne-babanın getirdiği gen havuzuna "eski alışkanlıklar" dersek ki, bunlar sadece gen yolu ile değil -kültür de çocuğun ikinci doğasını oluşturur - yeni alışkanlıklar sürekli sancılı geçer, çünkü eski alışkanlıkların yerine yenisini getirmek eskisini kırmakla gerçekleşir. Çocuklar da zaten tecrübe kazanırken kendi yollarını bulmak zorundadır. Gelişim eskinin üstüne yenisini inşaa etmek olduğu için bu denli zahmetlidir ve bu işi insanoğlu tesadüfe bırakmamalıdır. Eş seçimi gen havuzunu belirlediği için çok önemlidir.
Eş seçiminin nasıl yapıldığı çok önemlidir. Bazı kültürlerde eş seçimini tesadüfe bırakmamak için, seçim aileler veya tanıdıklar tarafından ayarlanır. Tam da bu aşamada çiftleşme mekanik bir eyleme dönüşür. Burada büyük aile sağlığı tesadüfen doğabilecek bireysel seçimim risklerini minimuma indirgemek için ön plandadır. Düzen korunduğu sürece görücü usulu eş seçimine iyi bir seçim denir. Düzen için fertler koruyucu alet işlevini görürler.
Seçim çiftler tarafından gerçekleşirse burada kişiler öne çıkacaktır. Yaptıkları seçimden sadece kendileri sorumlu olacakları için iyi bir seçim yapmaları gereklidir. Aile desteği bu durumda gevşeyebilir ve kendi ayaklarının üzerinde durmak zorunda kalabilirler. Bunun getirisi sorumluluk ve özgürlüktür. Kendine güvenemeyenler için özgürlük korkutucu olabilir.
Seçim için gerekli başka önemli husus ise beraber olmak isteyenlerin iyi iletişim kurmalarına bağlıdır. Karşısındaki şahıs ile nasıl konuşacağını ve nasıl hareket etmesini bilmeyenler bu konuda zorlanacaktır. Aile içinde bu eğitimi almamış biri için dışarda kendine müstakbel eş bulmak bir hayli zordur. Bir de bulunduğu kültür kız-erkek ayrımı yapıyor ise, bu iş daha da zorlaşacaktır.
Yeniliklerin doğması için gençler kur yapmayı, birbirini tavlamayı öğrenmelidirler. Ferhat bile Şirini etkilemek için dağı delmiştir. Sevgi olmasaydı kim bu denli zahmetli bir işe koyulurdu ki? Karşı cinsi etkilemeye çalışmak, onu elde etmek için büyük çaba sarf etmek yeni şeyleri doğurmanın bir yöntemidir. Başka bir yol ise insanın sevdiği bir uğraşısının olması. Bu uğraşı öyle olmalıdır ki Einstein'in dediği gibi: "Güzel kızın yanında bir saat bir dakika gibi geçiyor..." olmalıdır. Sevmek ve sevilmek insanın doğasında vardır. Doğumla kazanılanır ve öğrenilmez, sonradan tek öğrenilen şey, doğal olanı engellemektir. Sevginin önüne geçen engeller kalktığında yeni şeyleri üretmek mümkün olacaktır. Bu da bizim ikinci doğamızı oluşturur.
İkinci doğanın nasıl olduğu bir kültürün kaderini belirler, yani kadının yeri o kültürün ne doğuracağına işaret eder.
13 Mart 2019 Çarşamba
Cemaatler üzerine düşünceler
Camilerde yapılan vaazın yollara taşmasıyla camide dinlenilen şeyler de şimdi yollara taştı. Bu zamana kadar belli kesim cemaat içindeki söylemlerden habersiz iken, şimdi o söylemler rahatlıkla ses çıkarabiliyor hale geldi ve bunları duymamak imkansızlaştı. Şimdiye kadar varlıkları yok sayılanlar ses çıkartma imkanı buldular.
Cemaat hususunda teslimiyet çok önemli. Vaaz dinleyen kendini vaaz verene teslim ediyor, yani ona güveniyor. Onda tüm sorunların çözümü olduğu kanaatinde. O neyin nasıl yapılacağına karar veriyor. Şimdiye kadar kendi karar vermesini öğrenmemiş biri, kendisi için karar veren biri ile karar vermenin sorumluluğunu ortaklaşa paylaşarak risk düşürüyor. Karar vermek sorumluluk üstlenmektir ve risk almaktır.
Bu nedenle vaaz verenin ne söylediği önemli değildir. Her ne kadar söylediği şeyler absurd olsa da teslim olan biri kalkıp da karşı çıkmayacaktır, çünkü karşı çıktığı andan itibaren kendisi karar verecek ve karar verme riskini tek başına üstlenecektir. Bu nedenle özgürlük büyük bir yüktür.
28 Şubat 2019 Perşembe
Hakikat üzerine
Çoğu insan "Hakikat nedir?" sorusuna somut bir yanıt bekler. Matematikte olduğu gibi 2+2=4 benzer bir formül ister. Böyle birşeyin olamayacağını göstermeye çalışacağım.
Hakikat, atomik düşüncenin bir kalıntısıdır. Atomun atom olması onun daha başka küçük birimlere parçalanabilir olmayışı düşüncesinden kaynaklanır. Madde yeterli derecede parçalandıktan sonra bir "öz" ortaya çıkacağı düşüncesinden kaynaklanır. Bu düşüncenin başka versiyonu hakikattir. Hakikat de atom gibi daha başka şeylere parçalanamayan özden oluştuğu düşüncesidir.
Bu düşünce "kendibaşınarlık" ilkesini de içinde barındırır. Onun çevreden ve diğer ögelerden ayrı olabilme yetisine işaret eder. Atomun parçalanabilir olduğu keşfedildikten sonra bir özden bahsetmenin ne kadar anlamsız olduğu görüldü, çünki atom parçalandıkca onun daha küçük birimlerden oluştuğu keşfedildi. Atomu atom yapan öge onun içindeki karmaşık bir düzenden oluşmasıdır. O içindeki karmaşık düzenin toplamından daha fazladır.
Burada etken olan iki şey vardır: Birincisi içten gelen kuvvet morfolojik yapayı etkilemesi, bir de morfolojik yapının içteki yapıyı etkilemesidir. Buna en isabetli örnek beyin ile verilebilir. Beynin kendi yapısı olguların algılanmasını etkiler, algılanan şeyler de beynin yapısını etkiler. Bu kendi kuyruğunu kovalayan köpeklere benzer. Beyin çevresi ile irtibata girdiği zaman kendi oluşumunu kendisi yapar. O halde herkes kendi beyin yapısından sorumludur.
Böyle bir iç içelik sürecinde prosesin herhangi bir yerinde fotograf çekerek o olguyu sabitleştirmektir hakikat arayışı. Bir saniye sonra durum kendini değiştirecektir, çünkü tabiat dinamik yapıya sahiptir. O halde hakikat arayışı dinamik ve anlaşılması bir hayli zor tabiatı kavrama çabasına verilen isimdir.
Buradaki sorun çisimlerin bağımsız ve tek başına var olabilme yetisi olduğu düşüncesinden kaynaklanıyor. Oysa durum çok daha değişiktir. Atom salgısı bu sebeple yanlıştır. Her olgu diğer olgular içersinde bir ağın parçasıdır. Onun değişimi diğer ögeleri etkiler ve diğerlerinin de değişimi onu etkiler. Böyle dinamik bir yapıda tek hakikat, eğer hakikatten bahsedebiliyor ise, cisimler arasındaki bağlantıyı kavramaktır. Bağlantı dinamik bir yapıya bağlıdır ve atomik parçalara bölünemez. Bu durumda varlığını yitirir.
Hakikat yerine alternatif bir anlayış şekli benimsenmelidir. Bağlantı (ilişki) flu bir terimdir. Elle pek tutulur yanı yoktur. O halde bağlantı gibi dinamik terimler bataklıkta yürümeye benzer. Basılan yere dikkat edilmezse cezası çekilir, iyi yanı insanı sürekli tetikte olmaya teşvik etmesidir. Evet, her ne kadar algımız sınırlı olsa da batmadan yürüyebiliriz.
15 Şubat 2019 Cuma
Hepsi ne için?
İnsan neden bu kadar zahmete katlanıp, kitap okuyor, bilinçlenmeye çalışıyor? Oturduğu yerde oturup rahat bir hayat da sürdürmek yerine neden bu kadar yükün altına giriyor? Bu bu kadar zevkli olmasaydı onca zahmetin altına girer miydi? Hiç zannetmiyorum.
O kendi kendini anlamadığı gibi başkasını da anlamıyor. Her söylediği veya duyduğu şeyin arkasında yatan motifi bilmediği için anlamlandırmaya çalışıyor. Çoğu zaman söyleyen bile söylediği şeyin arkasında yatan gayeyi bilmiyor. Tek anlamak ve anlamlandırmak için insan bu yükün altına giriyor. Aslında merak eden için bunlar yük değil, zevktir. Anlamak ve anlamdırmak zevk verir.
Anlam kabul görmedikce anlam sayılmaz. O teyit edilmedikce tek kişinin vizyonu da olabilir. İstisnai olarak dahiler kendisinden çok sonra anlaşılırlar ama onlar nadir görülürler. Yine de toplum malı haline dünüşmesi için teyit edilmesi gerekiyor.
Kitaplar teyit edilmiş bilgilerdir. Onlar daha önce anlamlandırma çalışmalarıdır. Bu nedenle kitap okuyarak başkasının anlamlandırmadısını tanımak gerekiyor. Başkasının nasıl yaptığına bakarak anlam örmemiz gerekiyor, ama bu körü körüne yapılan bir işlem değildir. Biz bizden önceki anlamın dışına çıkamıyor isek sadece tekrar ediyoruz demektir.
Bu aslında anlam paradoxudur. Anlam hem teyit edilmesi gerekiyor hem de şahsi olması gerekiyor. Teyit edilirse şahsi olmaz, edilmezse de toplumun olmaz.
10 Şubat 2019 Pazar
Tez, antitez, fritöz
Tez, antitez, sentez lafını bilmeyen yoktur. Bun gerçekten ne anlama geliyor? Yeni birşeyin oluşması şeylerin zıtlıklarından geçer, diyor. Kaba olarak bakıldığında bu söz doğru gibi geliyor, ama olayın detayına bakıldığında tam doğru olmadığı keşfedilecektir.
Siz hiç karşıt takımları tutan taraftarların veya karşıt partiyi tutanların fikir çatışmasından yeni birşey doğduğunu gördünüz mü? Doğru söylemek gerekirse ben görmedim. Siz de göremezsiniz, çünkü çatışmadan birşey doğmuyor. Einstein, problemleri doğuran aynı yöntem ile o problemin çözülemiyeceğini söyler, çünkü aynı yöntem aynı problemi doğuracaktır.
Pekala çözüm nasıl olabilir? Yeni yöntem geliştirerek. Yeni yöntem de fantazi ile olabilir tabii, yani siz sizi sınırlayan şeyleri aşmadıkca o problemi çözemezsiniz. Siz yukardaki o çatışmayı başka bir alana taşımadıkca aynı yerde kürek çekersiniz. O halde yukardaki "tez, antitez"e hayal (fantazi) eklemedikce O problemin dışına çıkılamaz ve o problem fritöz olur.
26 Ocak 2019 Cumartesi
Kalite üzerine
Gelinen yol bu: Alternatif gazetecilerin düzünlediği özgürlük toplantısında ilk konuşmacı zor durumda çalıştıkları için yardım çağrısında bulunması, başka bir gazeteci kendini tarihci olarak tanıtıp yine aynı çağrıyı yaptıktan sonra bir başka gazeteci tüm sorunların kürtlerden kaynaklandığını söylemesi sadece olayın ciddiye alınmadığını götermez aynı zamanda kalite sorunu olduğuna da işaret eder. Bu konuşmacılar durumun farkında değiller. Almanyada bulunmak ile sadece Türk gazetecileri ile rekabet yapmıyorlar, aynı zamanda Alman gazetecilerle de rekabet yapıyorlar. Sorunları sadece kaynak sağlamakta yatmıyor, gazeteciliğe kaliteyi yakalamakta nasıl bir yol çizilmesi gerektiğinde yatıyor. Türk halkının çok yazana değil, kaliteli yazana ihtiyacı olduğunu ve kaliteli çalışmanın kendini takip eden bir kitleyi yakalayacağını unutuyorlar. Çok yazık.
Fizik ve rüya üzerine
Gerald Hüther'e göre Aristoteles şu cümleyi "tertium non datur", yani "üçüncü yok" söylerken hata yapmış, diyor. Bu görüşe göre herhangi bir ifade ya doğrudur, ya da yanlış, üçüncü bir olasılık yoktur.
Hüther fizikcilerin üçüncü bir olasılıkla da çalıştıklarını, bunun fizikciler dışında pek bilinmediğini söylüyor. Buna imajiner sayılar deniyor, yani hayali sayılar. Komplex sayılar şöyle ifade edilir: C = a + ib. Burada "a" ve "b" reel sayılar, "i" ise imajiner.
İmajiner hayali (rüya), şimdiye kadar gerçekleşmemiş ama içinde gerçekleşme potansiyeli bulunan sayılardır. Birşey ya vardır, ya yoktur denirken zamanda gelişme gözardı edilir, üçüncü şeyin oluşabilecek hayal, vizyon olması ise değişimin kaynağını gösterir. Hayal hareket kaynağıdır.
20 Ocak 2019 Pazar
Birlik ve beraberlik üzerine
Nedeni olan herşeye katlanır, der Nietzsche. Modernleşmenin getirdiği negatif etki, insanları yaşam nedeni bulmakta yanlız bırakmasıdır. Kendi başına ve yanlız bırakılan kişi kendini gereksiz hisseder ve yaşam sevincini yitirir. Tekrar hayata sarılması için gerekli olan bir neden bulması tek başına kaldığı zaman üstünden gelemeyeceği şekilde efor gerektirdiği için itici gelir. Bu nedenle insanlar sığınacak, ısınacak bir yer ararlar. Bunu da cemaatler üstlenmiş durumdadır. Cemaatlerin ayakta kalması için bir düşmana ihtiyacı vardır. Düşmanlar onlar için beraber olma nedenidir. Kendi kendilerine sıkı yapışmak için düşmanın çok tehlikeli olduğu gösterilmelidir. Düşmana karşı gelinirkenki kenetlenme ısıtıcıdır. Bu sıcaklığı hisseden biri her ne pahasına olursa olsun modernleşmenin verdiği soğuk havayı hissetmek istemeyecektir. Her ne kadar yalan söylense, hak yense de yine o aldırış etmeyecektir, çünkü yanlızlığın getirdiği soğuk hava yaşama nedenini elinden alacaktır. Nedeni kendi aramak insanı hem özgürleştirir, hem de soğutur. Kış havasına alışamayan kendini ışıtmak için bir çatı arıyacaktır. Askerlikte ve cemaatlerde olan durum aynıdır. Askerde de komutanların sert olması arkadaşlığı pekiştirir. Bunu eğiticiler bilir. Bu nedenle erkekler arasında asker arkadaşı olmanın ayrıcalığı vardır. Aynı cemaatte olan ve aynı yerde aslerlik yapan aynı yakınlığı hisseder. Moderleşme hissin ötesindedir. Aklın getirdiği soğuk hava bağışıklık sistemi sağlam olmayanı hasta eder.
Eğer düşman yok ise sürekli düşman yaratıp hayali tehlike ile karşı karşıya olunduğunu sunmak insanları birbirlerine daha da kenetler. Bütün tehlikenin ortadan kalkması ile tüm amaçların da kaybolması depresyona yol açar. Bu nedenle bazı kişiler tehlikeli spor dalı şeçerek kendilerini sunni şekilde tehlikeye sokarak amaç edinmeye çalışırlar. Bir topluluğu ayakta tutmak için ya düşman ya da tehlike şarttır, en azından bunu ısınmaya ihtiyacı olanlar hissederler, kendi yoluna gidenler değil.
13 Ocak 2019 Pazar
Motivasyon, psikiloji, felsefe ve politika
Psikoloji bireyin iç dinamikleri ile uğraşır. Yani o kişinin duygularını, alışkanlıklarını irdeleyerek kendisini tanıma fırsatı sunar. Kişilik tek bireyden oluşmadığı ve diğer fertlerden de etkilendiği için psikolojinin erişim noktası sınırlıdır. Kişi kendini aşmak istediği zaman mutlaka felsefe ile ilgilenmelidir. Felsefe kişiye ufkunu aşma ve özgürleşme fırsatı sunar. Diğer fertlerle olan ilişki üzerine kuruludur. İyinin-kötünün, güzelin-çirkinin, doğrunun-eğrinin ve olması gereken ve gerekmeyen şeylerle ilgilenir. Daha çok ortak hareket ederken ne gibi sorunların doğduğu veya ortak hedef belirlemede etkilidir felsefe.
Ortak hareket etmede doğabilecek sorunların çözümünün güvencesi ise politika tarafından sağlanır. Politika bir nevi toplumsal anlaşmanın kağıda dökülmüş halini yansıtır. Şimdi bunu yanlış anlayanlar politikanın "benim dediğim dedik" düşüncesi olduğu yanılgısına kapılabilir, çünkü kararın tek kişi aldığını zannedebilir. Oysa karar muhabakata varma sanatıdır. İkna olmatan kişi o "yasayı" desteklemez.
Burada amaç yukarda da psikolojiyi tanımlarken bahsi geçen korku ve endişeleri gidermekte güvence sağlamaktır. Bireyin kendi kendini özgür şekilde ifade etme güvencesinin garantörlüğünü üstlenecek bir kurumun olmasıdır.
Birey toplumda ancak ve ancak güvence sağlayan nötr garatör olduğu zaman daha sağlıklı olacaktır. Politikanın görevi her ferte aynı mesafede olmayı sağlayan yasaların tasarımıdır. Kendini politik anlamda güvencede hisseden birey ufkunu felsefe ile açacak ve bireysel korkusunu yenecektir, çünkü hata yapma korkusu ancak ve ancak düştüğü zaman kendini tutacak bir ağın olduğu zaman yenilir. Her yapılan hata felakete yol açıyor ise orada yeni şeyleri deneme güvencesi de yoktur. Politika hata yapma toleransını yükseltmek için kurgulanmalıdır, kusursuz bir düzen kurmak için değil.
Motivasyon dış kaynaklı olamaz. Araştırmalarda da görüldüğü gibi mükafat kaynaklı motivasyonlar bile uzun ömürlü değildir. İçten gelen motivasyon, yani birşeyi yapma sevdası olmadıkca kalıcı olamaz. Motivasyon korkudan arınmış, kendini güvencede hisseden fertlerde belirir. Ufkunu aşmak isteyen, sadece o amaç için beraber yürüyecek fertlerle ağ kuracak ve bu ağın güvencesinin de sağlandığı takdirde yoluna devam edecektir. Amaç hedefe ulaştığı zaman başka bir amaç için daha değişik fertlerle beraber olunması gerekir. Her amaç aynı grupta gerçekleşemez. Amaçlar kısmidir ve ömrü sınırlıdır, kalıcı değil. Politika bu "yıkım" ve "yeni oluşumları" desteklemelidir.