10 Kasım 2021 Çarşamba
Yıkım üzerine
25 Eylül 2021 Cumartesi
Tarihi örnek almak ile anlamak arasındaki fark
9 Mayıs 2021 Pazar
Resim uyandırma üzerine
Sorumluluk üzerine
16 Nisan 2021 Cuma
5 Nisan 2021 Pazartesi
Iğrenç ve temizlik üzerine
8 Mart 2021 Pazartesi
Birşey yaptırmanın hafifliği üzerine
24 Şubat 2021 Çarşamba
Model ve hakikat üzerine
14 Şubat 2021 Pazar
Kime benziyoruz?
Biz Rusya ve Çin'e yönetim şekli olarak daha çok benziyoruz. Nedeni çok basit olabilir. Biz imparatorluk zihniyetini Avrupai devletler gibi yitirmiş değiliz. Hala oteriterlerin bizim yerimize karar verme yetkisi olduğu düşüncesinden kurtulmuş değiliz, kendi kaderimizi kendimizin belirlediği mantığı henüz oturmamıştır. Bu nedenle birilerinin yukardan bizi motive etmesini bekleriz. Birilerinin birşeyi planlamasını ve bizi dahil etmesini bekleriz. Bu yüzden inisyatifi eline alanlar çok nadirdir.
Sadece oteriter rejimden kurtulamamanın sorunları ile karşı karşıya değiliz, aynı zamanda bu gelenekleri çocuk yetiştirmede de yöntem olarak benimsemiş bulunuyoruz. Annelerin çocukları eğitirken çocuğa verdiği özgüvene bakılmalıdır. Çocukların her isteğini yerine getirmekle onları kendi kendine deneyim kazanmasından alı koyuyoruz. Kendi işini göremeyen, bağımlı şahıslar yetiştirmekle kalmıyoruz, aynı zamanda iş yapmasını sevmeyen ve işe kendini odaklayamayan gençler yetiştiriyoruz. Bunların hedefi bir yere müdür olup, evde gördükleri muameleyi iş hayatında da devam ettirmektir. Yine önlerine çay kahve gelecektir ve kahve makinesini çalıştırmasını yine bilmeyeceklerdir.
Çocukları kendisinden bağımlı yapmanın ana nedeni başkasına duyulan güvensizlik olabilir. Hani ne derler? "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Bu güvensizlik halk içinde de geçerli. Kendisinden olmayan kişilere güvenmemek, güvenilir kişinin tek olduğu bir ortam yaratıyor ve böylece çocukları kendine bağlamayı da başarıyor. Oysa Avrupai ülkelerde erişkin yaşına ulaşmış kişiler "yuvadan" atılır. Bu da güvenceye çok ihtiyacı olan ama başka yerde bulamayanlar için "acımasız" sayılabiliyor.
İlk defa ailesinden uzak kalınca insan deneyimin önemini anlıyor. Ben de bunu Hamburg'ta okurken sınıf gezisine gittiğimiz zaman fark etmiştim. Sınıf arkadaşlarım yatak yapmada tecrübeli oldukları için beş dakikada yaptıkları şeyi ben yarım saatte yapmakta güçlük çekiyordum. Çarşaf değiştirmesi uzaktan izlendiği kadar kolay değilmiş meğer. Annelerimiz bize ev işini kolaylık olsun diye hiç öğretmediler. Yemek yapması da bunun cabası. Bunlarla başlayan sorumluluk hissi büyüdükçe daha da artması gerekiyor. Düzenli şekilde harçlık almak ve bu harçlık ile belli bir zaman idare etme yetisini öğrenmekte başka bir örnek. İsterse o parayı aynı anda harcayıp bir ay boyunca parasız gezebilir, veya azar azar bir aya yetecek şekilde harcayabilir. Bu kendi iradesine kalmış birşey.
Aile meselelerinde ortaklaşa karar almak ve bu kararları nedenselleştirmek küçük yaşta öğreniliyor. Çocuğa çocuk muamelesi değil, onun da aynı haklara sahip olan bir fert olduğu hissi küçük yaşta görüşü alınarak veriliyor. O, görüşü ciddiye alındığı için kendini önemli hissediyor. Dahası kendini daha iyi ifade etmek için çaba gösteriyor, çünkü istediklerini alabilmesi için karşı tarafı ikna etmesi gerekiyor. Bunu da ailesini izleyerek, onları taklit ederek, kullandıkları terimleri güncel dile adapte ederek öğreniyor.
Mutfakta masa başında küçük yaşta gördüğü bu şeffaflık ona güven duygusu veriyor. O değişimin kendi elinde olduğunu, birşeylerin değişmesi için takım arkadaşlarını ikna etmesi gerektiğini küçük yaşta öğreniyor. Değişimin kendine bağlı olduğunu anlayınca kaderci olmanın da bir anlamı olmadığını kavrıyor. Yani o isteğine kavuşmak için başka birinin iyi niyetine bağlı olmadığını anlıyor. Kadere inanarak ve horoskopa bakmakla da işinin yağber gitmeyeceğini anlıyor. Kendi uğraşısının bunları belirlediğini görüyor.
Konuşma esnasında isimlerden hariç başka sıfatların da kullanıldığı aşikar. Mesela "abi, amca, baba, anne,...gibileri. Bu gibi sıfatlar zannedildiği gibi "saygı" gösterisi değildir, arkasında beraberinde getirdiği yargı sistemini de getirir. Büyüklere karşı laf yetiştirmek bu nedenle saygısızlık sayılır, çocuk bu nedenle susmayı yeğler ama kendisini ifade etmekten ve istediğini dillendirmekten de mahrum kalır.
Böyle yetişen biri hem sorumluluk üstlenir, hem de diğerlerinden sorumlu olmalarını bekler. Bu illaki yargılamak amaçlı değildir, sadece yapılmak istenilen işlerin ciddiyetini ve düzeltilebilir olduğunu kavramak için gereklidir. Sorumluluk alınmayan birşeyi düzeltme imkanı da yoktur. Ne onu düzeltecek kişi ortaya çıkar, ne de nerede yapılmış yanlışı kavrayan biri. "Anything goes" zihniyeti hatadan öğrenmeye şans vermez. O zaten içinde hata kavramı da barındırmaz, hata sadece başkası tarafından yapılır ama kendisi yapmaz zihniyetidir o.
Kendini ifade etmesini öğrenen ile ne olması gerektiği konusunda başkasından talimat bekleyenin yazgısıdır bizimkisi. Ne olmak istediğimiz konusunda seçim bizde. Sürekli talimat bekleyen bir ortamda yeşeren nesillerden kendi başlarına birşey yapmasını beklemek fazla hayelci olur. Başımızda bizim yerimize karar veren birileri varsa, bilelim ki, bu bunu böyle istediğimiz içindir. Yuvada kalmak veya yuvadan uçmak bizim elimizde.