10 Kasım 2021 Çarşamba

Yıkım üzerine

Küçük Prens ile tilki arasında şöyle bir konuşma geçer: "Gülü senin için önemli kılan der tilki, senin onun için harcamış olduğun zamandır...". Tersini söylediğimizde de şöyle bir sonuç ortaya çıkartmak mümkündür: uğruna zaman harcanmamış birşeyi yok etmek de o kadar kolay olur. Birşeyi değerli kılan şey, ona ne kadar zaman ayırdığımızla alakalıdır, yani daha da kısası: tanıdığımız şeyleri koruruz, tanımadığımız şeyleri ise çok kolayca yok edebiliriz. 

25 Eylül 2021 Cumartesi

Tarihi örnek almak ile anlamak arasındaki fark



Geçmiş (tarih) örnek almak için değildir. Geçmiş, o şartlar altında belli bir soruna nasıl yanıt verildiğini anlamak için incelenmelidir, birebir kopyalamak için değil. Geçmiş hiçbir zaman aynı şekilde tekrar etmez, çünkü bugünü oluşturan şartlar geçmiş ile karşılaştırıldığında değişmiştir. Akıl bu değişimi fark etmiştir ve dolayısı ile geçmişi geçmişte bırakır ama geçmişte yapılmış hataları tekrar etmemek için de gayret sarf eder. Sırf onun için geçmiş önemlidir, onu tekrarlamak için değil.

9 Mayıs 2021 Pazar

Resim uyandırma üzerine


Konuşma esnasında karşımızdaki partnerin ilk sözünden onun ne demek istediğini anladığımızı düşünürüz, ve cümlenin sonu gelmeden sonunu biz zihnimizde tamamlarız. Bu önceden "bilmeye" neden olan unsur ilk kelimelerin zihnimizde resim oluşturmasıdan ve biz o resimi hızla tamamlamamızdan kaynaklanır. Başka bir deyişle, önyargımız burada işler. 

Önyargı ona sunulan resimleri olduğu gibi filtreden geçirmesinden ve duygusal tepki vermekten kaynaklanır. Bu hızlıdır, çünkü herhangi bir eleştiri barındırmaz. Eleştirmek için karşınızdaki kişiyi sonuna kadar dinleme zahmetine katlanmanız, gerekirse anlaşılmayan yerlerin sorgulanmasından doğabilecek gerginliğe tahammül etme nezaketinde bulunmanız gerekir. Her ikisi de yok ise duygunuzla sizde uyandırılan resme tepki vereceksinizdir. 

Konuşmacılar (demagoglar) eleştiri filtresini geçmek için en az iki yöntem kullanacaklardır. Birincisi kullandıkları dilin resim barındırmasına dolayısı ile duygusal olmasına ve herhangi bir eleştiriye fırsat vermemek için de iddiaları ardı ardına sunarak düşünmeye zaman vermemeye özen göstereceklerdir, aksi takdirde konusulanın üstüne düşünmek otomatik tepki vermeyi önleyecektir. Resimlerin sizi etkilememesi için kendinize zaman tanıyın. 

Sorumluluk üzerine


Insan birşeyi neden yaptığını anlamak ister ve "asıl" nedenini bulduğu zaman gönlü ferahlar ve karar alma mekanizmasını anladığını zanneder ki geçmişte yaptığı hataları tekrarlamasın. Açıklayıcı bir neden ile herşeyin çözümünü bulduğunu zanneder, ben ise bunun böyle yürümediğini açıklamaya çalışacağım. 

Yukarda da belirtildiği gibi bu "asıl" nedeni aramak dini bir yaklaşımdır. Birşeyin özü bulunduğunda o şeyin kavranacağı ve çözüleceği varsayılmaktadır. Bunun böyle olmayacağı, aşikardır. Diyelim ki biz insanlar, bizi belirleyen türümüzden ve çevremizden gelen tüm etkenleri biliyoruz, bu yine de bizim şu anda karar verme esnasında iki seçimden hangisini seçeceğimizi belirleyemez. Eğer gerçek anlamda belirlemiş olsaydı özgür irade diye birşeyden bahsedilemezdi ve sorumluluk bize ait olmazdı. 

Freud da geçmişte anne-baba ile yaşanmış olayların bizim hayatımızı belirlediği kanısındaydı. Insanı etkileyen tek bir faktör anne-baba olmuş olsaydı ve özgür iradeye sahip olduğunuz yok sayılsaydı bir defasında öğrendiğimiz şey hayatımızı şartlamış olacaktı ki bunun böyle olmadığı hayatımızın her esnasında özgür karar alma potansiyeline sahip olduğumuz ve kendi kaderimizi kendimiz belirlememizden de anlaşılacaktı. 

Her edindiğimiz deneyimin bizde iz bıraktığı aşikardır. O halde sadece anne-babamızdan öğrendiğimiz şeyler bizi etkilemez, okulda, arkadaşlarınızla olan ilişkilerinizde etrafımızda duyduğumuz şeylerden de etkileniriz. Bizi biz yapan şey bunların toplamından da çok büyük bir şeydir, çünkü her karar alışımız karar almadan önce derin düşünülmesi gerektiren, karar aldıktan sonra hayatımızı bir dahaki karar alışımıza kadar belirlediği için sorumluluk gerektiren bir hamledir. O halde bizi belirleyen "asıl" şey ne ise olsun, biz karar verdiğimizde bir sonraki kararların da izini atmış olacağız. O halde şimdiye kadar ki olan zamanın yanında şimdiki zamanın da çok önemli olduğunu, gelecekte de şu andaki verdiğimiz kararların hayatımızı belirleyeceğini göz önünde bulundurduktan sonra karar verilmesi gerektiğini bilmek lazım. 

O halde önceden alınmış kararların farkına varıp bir dahaki kararları alırken nelere dikkat etmemizde fayda olacaktır. Burada söz konusu olan şey hiç hataya yer verilmemesi değildir. Bütünü göremediğimiz/kavrayamadığımız için her hamle içinde hata barındıracaktır. Sorumluluk almak hata yapmayı engellemez, sorumluluk almak yaptığımız hatanın eksik bilgiden kaynaklandığını anlamamıza yarar ve dolayısı ile bu eksikliği kapatmak için bizi motive eder. Diğer söylemdeki "asıl" neden içimizi rahatlamasına rahatlatır ama hayatımızı değiştirmek için bizi motive edemez, çünkü suçlu veya günah keçisi bulunduğu zaman sorumlulukta elden gitmiş olur. 

Bizim amacımız tek bir hayata sahip olduğunuzu ve hayatımızdan sadece kendimiz sorumlu, dolayısı ile içimizdeki potansiyeli kesfetmeye ve hayatımızı şekillendirmeye mecbur olduğunuzu bilmektir. "Asıl" nedenler açıklayıcı olabilirler ama bizi hayatımızı değiştirmek için motive edemezler. Sorumluluk motivasyon faktörüdür. 

16 Nisan 2021 Cuma

Yasa üzerine



Insan başkasının yasasına göre değil, kendi yasasını yaşamalı. 

5 Nisan 2021 Pazartesi

Iğrenç ve temizlik üzerine


Insan doğuştan mı iğrenir? yoksa iğrenmeyi sonradan mı öğrenir? sorusu irdelenmesi gereken sorulardan bir tanesidir. Kendi görüşümü önceden belirtmem gerekirse ikisinin de doğru olduğu kanısındayım. Benim de üzerinde durmak istediğim şey aslında iğrencin araç olarak kullanıldığında, yani birşeyden iğrenmeyi öğrenmenin doğuştan gelen tepki ile aynı reaksiyona yol açtığını anlamakta pek zorluk çekilmeyeceğidir.

Iğrenmek ile birşeyi reddetmek veya karşı çıkmak arasında çok yakından bir bağlantı olması gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki iğrenmek bizi kötü besinlerden koruduğu için gereklidir. Iğrenç gördüğümüz şeyi yemeyiz, ondan uzaklaşırız. Kültürel ortamda da koruma amaçlı getirilen, uzaklaşılması gereken olgular, tabular vardır. Iğrencin bu tabuları içselleştirilmesinde büyük rol oynadığı kanısındayım. Bunu her ne kadar kanıtlayamasam da vereceğim örneklerden yola çıkarak ne kadar mantıklı olduğunu göstermeye çalışacağım.  

İlk başta kültürel bazda iğrenmeyi öğretmek için insanlar temizlik dersinden geçmeleri gereklidir. Bebekler idrar ve dışkılardan normalde pek rahatsız olmazlar. Bebekleri izleyenler bilirler ki, onlar dışkılarla çok rahat oynayabiliyorlar. Yavaş yavaş onlara idrar ve dışkının, bununla kalmayıp onları üreten organlarının da iğrenç olduğunu öğretilir. Yaşları ilerledikçe onlar da öğrendikleri talimatlarla dışkı ve idrarı iğrenç bulurlar. Artık onlara "çişini yapma" talimatı vermek gerekli değildir, çünkü onlar da artık öğrendikleri şeye iğrenç sayesinde doğal tepki gibi reaksiyon gösterirler. Onlar bundan sonra kendi kendisini frenlemeyi öğrenmişlerdir.

Temizliği öğretirken çocuklara nelerden iğrenmeleri gerektiği de öğretilir. Mesela domuz etini yasaklamanın en iyi yolu domuzun pis olduğunu vurgulamaktır ve o kelimeyi duyunca iğrenç duygusunu uyarmaktır. Öğrenilen şey asla bir daha yapılmaz.

Iğrenç düşman beslemek için de seçilen en etken yöntemlerden bir tanesidir. Düşman gösterilmek istenen bir topluluğun pis olduğunu ve haşereye benzediğini vurgulamak onları yok etmek veya aşağılamak için yeterli bir neden olduğu sayılır. Bu arada "temizlik imandan gelir" sözü daha başka anlam kazanır. 

O halde bir kültürü anlamak için temizliğe verdiği önemle hangi tabuları beslediğini incelemek mümkün olacaktır. Temizlik ile iğrenci besleyerek tabuların sürdürebilir olmasını sağlayacaktır. Türkiye'deki satılan deterjanların market içinde üçte bir yer kapladığını göz önünde bulundurursak bunun nelerle ilişkisi olabileceğini anlamak pek zor olmayacaktır. 

8 Mart 2021 Pazartesi

Birşey yaptırmanın hafifliği üzerine



Birşey yaptırmak isterken neden bir "dayı" ya ihtiyaç duyulduğunu sorguladınız mı hiç? Bunu anlamak için "dayı" nın ne olduğunu ve ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Dayı bir arabulucudur. O işi yapanı tanıyan ve onunla iyi bir ilişkisi olan biridir. 

Görev dağılımının ve şeffaflığın belli olduğu ülkelerde o işi yaptırmak için görevliye dilekçe verilir, görevli yetki sınırları alanında ne yapılacağına karar verir ve yapar. Eğer görevli görevini yapmıyor ise itiraz etme yolu açıktır. 

Görev dağılımı muğlak ve şeffaf değil ise o zaman iş yapma konusu da keyfiyete bağlı olacaktır. Işte o zaman keyfini yapmak için bir dayıya ihtiyaç duyulacaktır. Işte burada normal bir iş yaptırmak için sosyal bağın önemi ortaya çıkar. Siz artık bulunduğunuz ortama bağımlı olursunuz. O ortamdan ayrı yaşayamazsınız. 

Keyfi yapılması gereken şahıs sayısı birden ikiye çıkmış olur: hem dayı hem de iş erbabı. Dayının da işi keyfi yaptığını düşünürseniz, yaptırmak istediğiniz küçük bir iş çok zaman alabilir. Dayı kendisinin gerekli olduğunu hissettirmek için muğlak hareket edecektir. Verdiği sözü keyfine göre tutacak, keyfine göre tutmayacaktır. Bu keyfilik ona duyulan bağımlılığı daha da arttıracaktır.

Pekala bu nasıl önlenir? Güven ile. Işi yapan şeffaflaşarak ihtiyacı olanların güven duymasını sağlar. Işi olanların ise o işi kendilerinin yapacağı konusunda güveni daha da artar. Böylece insanlar aracı bulmaktan kurtulur ve daha özgün olurlar. 

24 Şubat 2021 Çarşamba

Model ve hakikat üzerine



Hakikat nedir? O görünen şeylerin arkasında saklı, değişmeyen bir öz mü? Yoksa görünen şeylerin arkasında yatan gizli birşey mi? Hakikatı görme ihtimalimiz nedir? Bu gibi sorular yıllarca insanoğlunu meşgul etmiş sorulardır. Ve görünmeyenler üzerine oldukça çok teori üretilmiştir. Metafizik de bunlardan bir tanesidir ve hakikati göstermeyi vaad eder. Tanrı da hakikatin başka bir ismidir. Gerçekten durum nedir? Hakikati aramak ne kadar mantıklıdır? Bu gibi sorulara kafa yormak istiyorum.

Bilim adamları maddenin özünü bulmak için maddeyi oluşturan tanrı parçacıklarını yüksek enerji hızlandırıcıları ile bulmaya çalışmışlardır. Bulunan şey tanrı parçacığı değil, büyük ihtimalle parçacıkların sonsuza kadar bölünebilir olduğudur. Bugünkü bilgilere göre parçacıkların özü bulunamamış, pek de bulunma ihtimali olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu tespit bize neyi ifade etmektedir? Gerçek hayatta da o hızlandırıcıların yaptığı şeyi bizim de yaptığımızı çok dikkatli baktığımızda görebiliriz. Kaba şekilde söylemek gerekirse bir teori üzerinden yola çıkarak analiz yapılır ve sonrasında geleceğe dair tahminde bulunuruz. Yaptığımız tahmin tutarsa teorimizin o ana kadar geçerli olduğunu varsayarız. Tahmin yanlış ise teorimizi daha detaylandırıp o yanlışı kapsar hale getirmeye çalışırız. 

Bilimsel çalışmada olduğu gibi aynı yöntemle normal hayatta da yaşamı sürdürmeye çalışırız. Görüldüğü gibi hakikat hiç bir alanda karşımıza çıkmaz. Sahip olduğumuz şey gerçek hakkında kurguladığımız modeldir. Bizim imkanımız o modeli test etmekten ve onu yeniden yapılandırmadan öte geçmez. Hakikat denen şey kullandığı modelin farkında olmayanların değişmeyen bir öze taktığı isimdir. Kullandığı modelin farkında olmayan kendisini maruz kaldığı güçlerle ifade etmek zorunda kalandır. Model değişir ama hakikat değil.

14 Şubat 2021 Pazar

Kime benziyoruz?


Biz Rusya ve Çin'e yönetim şekli olarak daha çok benziyoruz. Nedeni çok basit olabilir. Biz imparatorluk zihniyetini Avrupai devletler gibi yitirmiş değiliz. Hala oteriterlerin bizim yerimize karar verme yetkisi olduğu düşüncesinden kurtulmuş değiliz, kendi kaderimizi kendimizin belirlediği mantığı henüz oturmamıştır. Bu nedenle birilerinin yukardan bizi motive etmesini bekleriz. Birilerinin birşeyi planlamasını ve bizi dahil etmesini bekleriz. Bu yüzden inisyatifi eline alanlar çok nadirdir.

Sadece oteriter rejimden kurtulamamanın sorunları ile karşı karşıya değiliz, aynı zamanda bu gelenekleri çocuk yetiştirmede de yöntem olarak benimsemiş bulunuyoruz. Annelerin çocukları eğitirken çocuğa verdiği özgüvene bakılmalıdır. Çocukların her isteğini yerine getirmekle onları kendi kendine deneyim kazanmasından alı koyuyoruz. Kendi işini göremeyen, bağımlı şahıslar yetiştirmekle kalmıyoruz, aynı zamanda iş yapmasını sevmeyen ve işe kendini odaklayamayan gençler yetiştiriyoruz. Bunların hedefi bir yere müdür olup, evde gördükleri muameleyi iş hayatında da devam ettirmektir. Yine önlerine çay kahve gelecektir ve kahve makinesini çalıştırmasını yine bilmeyeceklerdir.

Çocukları kendisinden bağımlı yapmanın ana nedeni başkasına duyulan güvensizlik olabilir. Hani ne derler? "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Bu güvensizlik halk içinde de geçerli. Kendisinden olmayan kişilere güvenmemek, güvenilir kişinin tek olduğu bir ortam yaratıyor ve böylece çocukları kendine bağlamayı da başarıyor. Oysa Avrupai ülkelerde erişkin yaşına ulaşmış kişiler "yuvadan" atılır. Bu da güvenceye çok ihtiyacı olan ama başka yerde bulamayanlar için "acımasız" sayılabiliyor.

İlk defa ailesinden uzak kalınca insan deneyimin önemini anlıyor. Ben de bunu Hamburg'ta okurken sınıf gezisine gittiğimiz zaman fark etmiştim. Sınıf arkadaşlarım yatak yapmada tecrübeli oldukları için beş dakikada yaptıkları şeyi ben yarım saatte yapmakta güçlük çekiyordum. Çarşaf değiştirmesi uzaktan izlendiği kadar kolay değilmiş meğer. Annelerimiz bize ev işini kolaylık olsun diye hiç öğretmediler. Yemek yapması da bunun cabası. Bunlarla başlayan sorumluluk hissi büyüdükçe daha da artması gerekiyor. Düzenli şekilde harçlık almak ve bu harçlık ile belli bir zaman idare etme yetisini öğrenmekte başka bir örnek. İsterse o parayı aynı anda harcayıp bir ay boyunca parasız gezebilir, veya azar azar bir aya yetecek şekilde harcayabilir. Bu kendi iradesine kalmış birşey.

Aile meselelerinde ortaklaşa karar almak ve bu kararları nedenselleştirmek küçük yaşta öğreniliyor. Çocuğa çocuk muamelesi değil, onun da aynı haklara sahip olan bir fert olduğu hissi küçük yaşta görüşü alınarak veriliyor. O, görüşü ciddiye alındığı için kendini önemli hissediyor. Dahası kendini daha iyi ifade etmek için çaba gösteriyor, çünkü istediklerini alabilmesi için karşı tarafı ikna etmesi gerekiyor. Bunu da ailesini izleyerek, onları taklit ederek, kullandıkları terimleri güncel dile adapte ederek öğreniyor.

Mutfakta masa başında küçük yaşta gördüğü bu şeffaflık ona güven duygusu veriyor. O değişimin kendi elinde olduğunu, birşeylerin değişmesi için takım arkadaşlarını ikna etmesi gerektiğini küçük yaşta öğreniyor. Değişimin kendine bağlı olduğunu anlayınca kaderci olmanın da bir anlamı olmadığını kavrıyor. Yani o isteğine kavuşmak için başka birinin iyi niyetine bağlı olmadığını anlıyor. Kadere inanarak ve horoskopa bakmakla da işinin yağber gitmeyeceğini anlıyor. Kendi uğraşısının bunları belirlediğini görüyor.

Konuşma esnasında isimlerden hariç başka sıfatların da kullanıldığı aşikar. Mesela "abi, amca, baba, anne,...gibileri. Bu gibi sıfatlar zannedildiği gibi "saygı" gösterisi değildir, arkasında beraberinde getirdiği yargı sistemini de getirir. Büyüklere karşı laf yetiştirmek bu nedenle saygısızlık sayılır, çocuk bu nedenle susmayı yeğler ama kendisini ifade etmekten ve istediğini dillendirmekten de mahrum kalır.

Böyle yetişen biri hem sorumluluk üstlenir, hem de diğerlerinden sorumlu olmalarını bekler. Bu illaki yargılamak amaçlı değildir, sadece yapılmak istenilen işlerin ciddiyetini ve düzeltilebilir olduğunu kavramak için gereklidir. Sorumluluk alınmayan birşeyi düzeltme imkanı da yoktur. Ne onu düzeltecek kişi ortaya çıkar, ne de nerede yapılmış yanlışı kavrayan biri. "Anything goes" zihniyeti hatadan öğrenmeye şans vermez. O zaten içinde hata kavramı da barındırmaz, hata sadece başkası tarafından yapılır ama kendisi yapmaz zihniyetidir o.

Kendini ifade etmesini öğrenen ile ne olması gerektiği konusunda başkasından talimat bekleyenin yazgısıdır bizimkisi. Ne olmak istediğimiz konusunda seçim bizde. Sürekli talimat bekleyen bir ortamda yeşeren nesillerden kendi başlarına birşey yapmasını beklemek fazla hayelci olur. Başımızda bizim yerimize karar veren birileri varsa, bilelim ki, bu bunu böyle istediğimiz içindir. Yuvada kalmak veya yuvadan uçmak bizim elimizde.

13 Şubat 2021 Cumartesi

Algı operasyonu nedir?



Yapmak istenilen şey büyük ise, onu hayata geçirmek direnç uyandıracaksa eğer, o zaman onun kadar büyük veya ondan daha büyük bir hedef belirler önce onu öne sürersiniz. Millet onunla meşgul olurken gerçek yapmak istediğiniz şeyi ortaya atar, karşı tarafı herşeyi engellemekle, sizin büyümenizi istememekle suçlarsınız. 

Bu taktik size iki avantaj sağlamış olur. Birincisi, hayali bir düşman yaratmış olursunuz. İkincisi, savaş alanını başka bir alana taşıdığınız için gerçek amaç gözden kaçmış ve hayali bir savaş sürdürmüş olursunuz ki, bu da gerçek hedefinize ulaşmayı kolaylaştırır. 

Yakın tarihten bir örnek vermek gerekirse, halk aya gitme projesi ile meşgul iken, gerçek önemli değişikliği, yani anayasa değişikliğini önemsizmiş gibi lanse edip, karşı tarafı her hedefinize çomak sokmakla, sizin güçlü olmanızı engellemekle suçlarsınız. Böylelikle savaş alanını başka yere taşımış olursunuz, yani hedef içeriği üzerine tartışmak varken direnç gösterenler üzerine, sizi çekemeyenler üzerine tartışırsınız. Sizi engellemek isteyen düşman yaratmış, saffinızı daha sıkı bağlamış olursunuz. Bu da sizi anayasayı ne için değiştirmek istediğinizi açıklama zorunda bırakmaz.