28 Haziran 2017 Çarşamba

İş yapanı teşvik etmek üzerine

Gözlemlerime dayanarak söylemek gerekirse iş yapmanın toplum içersinde pek çekici birşey olmadığını görürüz. Ebeveynler çocuklara zarar gelmesin diye ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmasını istemezler. Onların ihtiyacı olan herşeyi kendileri yaparlar. Oğlum kızım sen şunu yapma, bunu yapma gibi tavsiyelerde bulunurlar. Diğer tarafta iş yapanları küçümseyici tavır sergileyenler de çoktur. İş yapanların aptal olduğunu tavırları ile belirtirler. Belki de "akıllı" gözükmek için toplumda "müdür" olmak çok rağbet bundan dolayı görür. Herkes çocuğunun gelecekte bir müdür olmasını ve dolayısı ile bu çocuklar büyüdüklerinde anne sütü ile emdikleri o duyguları iş görüşmelerinde de sergilerler. Ne olmak istedikleri sorulduğu zaman verilen yanıt: müdürdür.

Bu zihniyetin iş yapanı mükafatlandırmak yerine cezalandırdığı ap açık bellidir. Ebeveynler çocukların işini yaparak onları deneyimsiz bırakıyor, onlara yanılmayı  sabretmeyi ve başarının tadını çıkartmayı öğretmiyor. İşinde ekspert olmanın çaresinin sabırla bir işin peşinde koşarak şimdiye kadar denenmemiş yollardan gitmenin şart olduğunu öğretmiyorlar. Öğrettikleri tek şey çalışanın sırtından geçinmenin "akıllıca" olduğunu tavır ve davranışlarla sergilemek oluyor.

Bu tür davranış "ahlak" kuralı olursa eğer, gerçek anlamda çalışmak isteyen insan sayısı az olacaktır. Herkes herkesin sırtından geçinmek isteyecek, o gücü elde edenler ise statükoyu korumak için ellerinden gelen herşeyi yapacaktır. İnsanlar sadece çevresindekilerin nasıl üstesinden gelebilecekleri ile meşgul olacaktır. Ortaya çıkan sınıf takımı orta şekerli, değerlerine çok sıkı sarılan tutucu bir toplum olacaktır. Bu toplum yeni davranışları ahlak kurallarına aykırı geldiği için kınayacaktır. Tüm enerjisini toplumu bir arada tutmak için harcayacaktır. Dahası herkes herkesi gözlemlediği için sağlıklı bir takım çalışması ortaya çıkmayacaktır, çünkü hiç kimse çalışmanın mükafatlandırılmadığı bir ortamda görev üstlenip sorumluluk taşımak istemeyecektir. 

Oysa yeni deneyimler eski bağları zorlayarak yepyeni bağlar kurmaya dayanır. Onlar sürekli "ahlak" kuralları ile karşı karşıya kaldıkları için "ahlaksız" sayılırlar. Hiç gidilmemiş yolları izlemek için de bu ahlaksızlığa katlanmak ve katlananları da teşvik etmek gerekir. Hiç kimse neyin neye yol açacağını önceden bilemez, bilemediği için de çok deneyip içinden olumlu çıkan olguları elemek gerekir. "Ahlak" kuralları birşeyi gerçekleşmeden önbilgiye sahip olduğunu zanneder. Ahlaklı olmak için yukarda anlatılan "ahlaksız" toplum içinde büyüyen biri mutlaka ahlaksız olmalıdır ki alışılanın dışına çıkabilsin.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Yalan söylemek ve güven üzerine

Herkes bilir ki, ebeveynler çocukları avutmak için, erişkinler de verdikleri sözü tutmadıkları için yalan söylerler. Her ne kadar bu tür yalanlar "zararlı" olmasa bile, sadece o anı kurtarmak için veya karşıdakini yaralamamak için söylenen "küçük" yalanların büyük sonuçlara neden olabileceğini çoğu insan anlayamaz. Her ne kadar kötü niyet olmasa bile bu tür yalan söyleme belli bir kültüre ön ayak olur. Amaç yalan söyleyeni ne cezalandırmak ne de lanetlemektir, amaç bu tür davranışın doğurduğu kültürü göstermektir.

Yalan söylemekle insan sürekli kendi kendine kaçış kapısı bırakmak ister. Verdiği sözü tutamayacağını bildiği halde kendini küçük düşürmemek için söylenen yalanların yanında,  kasıtlı olarak yalan söyleyenler de vardır ki, hepsinin mutlaka gizledikleri birşeyleri vardır. Yalan o halde zor anların üstesinden gelmek için başvurulan kısa vaadeli kazanç sağlayıcısıdır. Alışkanlık haline geldiği zaman insan kendi söylediği yalana da belli bir süreden sonra kendisi inanır. Başkasını kandırdığı gibi kendini de kandırmaya başlar. Her zor durumla karşılaştığı zaman kurtuluş yolunu nedenselleştirerek kendisi için kaçış yolu bırakmış olur. Başarısızlığın sebebini sürekli dışarda arar ve başkasını suçlar, kendi yapacağı birşey olmadığını ifade eder. 

Kısa vaadeli kazanç uğruna kendi gelişimini feda eder. Birşey yapmamak için, asıl nedeni aramamak için söylenen yalanlar ne kadar kendisini haklı çıkarsa bile bunlar statükoyu korumak amaçlıdır. Herşey değiştiği halde bu tür savunmalar savunanı aynı kılar. Özüne bakılırsa bu tür yalanlar özgüven yoksunluğunu gizlemek içindir. Gizledikçe de güvensizlik artar, arttıkça da yalan sürer. Bu kısır döngüyü bozmanın tek bir çaresi vardır, o da olaylarla cesurca yüzleşmektir.

Yalan söylenen bir ortamda yalan söylendiği bilinir. O halde insan hem kendine olan, hem de karşıdakine olan güveni azalır. Güvensizliğin son safhada olduğu durumlarda kandırmak ve kaldırılmak ön planda olduğu için ortak çalışma ortamı beliremez. Verilen sözlerin tutulmadığı ortamda tedirginlik en doruk noktadadır. Yeni birşeyin oluşumu için güven ortamı şarttır. Hem kendine olan güven, hem de karşıdakine olan güven şarttır, çünkü ortak çalışmak güvenceli ortamda gerçekleşir. İyiyi doğruyu bilmek için herşeyin şeffaf ve geri bildirimin tutarlı olması gerekir. Yanlış geri bildirim alan hiç bir zaman kendini düzeltme şansı bulamaz. Eğer iyilik yapılmak isteniyor ise geri bildirimin doğru olması şarttır.

4 Haziran 2017 Pazar

Yeni aşıklar üzerine

Belki de insanı birbirine bağlayan en güçlü hislerden biri aşık olmaktır. Aşık olan kendinden geçer ve tek gördüğü obje karşısında olandır. Aşık olmak ile sarhoş olmak arasında fark olmadığı bilimsel yöntemlerle gösterilmiştir. Aşık olan da bir sarhoş gibi toz-pembe gözlük takar, aşık olduğu objeyi hayal ettigi şekilde görür. Onu aslında tutsak eden şey kendi fantazisinden başka birşey değildir. O, tüm pürüzleri yok sayarak kendini başkasında bulduğunu zannettiği için aşıktır. Onun kendisini kaybetmesi bir tür illüzyondur, çünkü o aslında kendi fantazisine aşıktır. Aşık olmayı etkileyen, fantazisini kırbaçlayan başka unsur birbirine uzak olunmasıdır. Mesafe ne kadar büyük ise kurgu da o kadar büyük olacaktır. Erişme fantazinin sonunu getirir. 

Aşık olmak objeler arasındaki duvarı yıkar. O zamana kadar kendini bırakamamış biri başkasına güvenmek yolunda ilk adımını atar. İlk defa kendini dışa açmıştır ama yine de temkinli davranır, çünkü her açılış savunmasız kalma riskini de beraberinde getirir. Kalkanları indirdiği anda, mesafe azaldığı durumda, yaralanma da söz konusu olur. Her aldığı yara onu biraz daha geri teper, güvencesini sarsar, ama yine de aşık olmanın çekici duygusu baskın gelir ve yeni bir deneme daha yapmak ister. Bu aynı sarhoşluktan keyif almış birinin tekrar sarhoş olmak istemesi gibidir. O his onu ucurmuştur ve sürekli yeniden tatmak ister. Tatmaya başladığı zaman da karşı tarafın dikenleri batar, çünkü uzaktan sesi güzel gelen davulun da başka sesler çıkardığını yakından fark eder. Yakınlaşma ne kadar olursa uzaktan çok güzel gelen burun üstündeki sivilceler bile dağ gibi büyür. Yavaş yavaş sarhoşluğun etkisi biter ve aşıklar da karşısındakinin normal biri olduğunu görünce hayal kırıklığı başlar. Onca hayaller suya düşer. 

İlk aşık olma durumu sürekli böyledir, bu kültürler üstü birşey olmalı, çünkü insan anatomisi aynıdır, aynı hormonlar onu yönlendirir. Kültürden kültüre değişen şey aşık olma şiddetinin değişik olması diye düşünüyorum. Bunun nedenini şöyle açıklayabilirim. Silahında tek bir mermisi olan biri vahşi bir hayvanla karşılaştığı zaman atış yapmakta çok temkinli olmalıdır. Onun sadece bir atışı olacaktır, atış boşa giderse başka şansı yoktur. O vahşi hayvana yenik düşecektir. Bunun bilinçaltına yerleşmesi onda bir ikilem yaratır. Sürekli kafasında "bu benim tek mermim" diye hesap yapar. Onun için ince eler, sık dokur. Onun için güvence konusunda ispat üstüne ispat ister, sadece yaptığı atıştan emin olmak istediği için.

Çoklu mermiye sahip olanlar da aynı durumdan geçmesine geçerler ama onlar ilk gördükleri objenin son atış olduğunu düşünmezler. Onlar bilirler ki, bu yakınlaşma ve itişme oynanması gereken bir oyundur. Her ne kadar kitaplarda okunmuş olsa da, filmlerde teması geçse de herkesin kendi deneyimi olmadan tam anlaşılamayacağını bilirler. Her küçük yara onları biraz daha güçlendirir hem kendisini tanımada hem de başkasını tanımada yardımcı olur. Bunları önceden denememiş biri evlendiği zaman yaşayacağı için evlilik hayatı cehenneme dönüşebilir. Ancak ve ancak bu oyunun önceden oynanması evliliğe hazırlık sayılabilir, evliliği de daha sağlıklı kılmaya yarayabilir, çünkü sevinçle başlayan evlilikler sona erdiği zaman, ayrılıklar çok daha hasar verici olabiliyor.