8 Ağustos 2020 Cumartesi

Reddedilmek acı veriyor


Acının ne olduğunu bilirsiniz. Elinizi sıcak bir cisme dokundurduğunuz veya elinize birşey battığı zaman acı hissedersiniz. Bu doğanın bize verdiği, korunma amaçlı geliştirdiği bir alarm sistemidir. Acı duymamış olsaydık, elimiz ilkinde yanacak, ikincisinde mikrop kapıp hasta edecekti. Aci duymak bizim hayatta kalmamızı sağlar. 

Acı sadece objelerle temas söz konusu olduğu zaman duyulmaz, reddedilmenin de acı yaptığı kesindir. Olumsuz gelişmelerden kaynaklanan travmalar da acı verir. Reddedilmek de acı verdiğine göre, acıdan kaçınmak için gösterilen tepkiler de bu bağlamda yorumlanmalıdır. Reddedilmenin verdiği acıyı dindirmek için saldırmak da bazı konumlarda bir çözüm gibi gözükebilir, ama tabii ki çözüm değildir.

Herşeyin öğrenilebilir olduğu gibi acıdan korunmak da mümkündür. Bunun alıştırmasını küçük yaşta yapmak gerekir. Çocukların her isteğini yerine getirerek, onları bu alıştırmadan mahrum bırakmakta mümkündür, "hayıra" alıştırarak erişkin oldukları zaman acıya dayanıklı olmalarını sağlamakta. Ne yapılırsa küçük yaşta yapılmalıdır, aksi halde erişkin yaşlarda bunun değişmesi o kişinin tüm enerjisini buna odaklanması ile sağlanacaktır ki, bu da boşa sarf edilmiş enerji olacaktır. 

Şimdi karşı cinse yaklaşmak isteyen, ama reddedilmekten korkan erkekleri düşünün. Çok acı çekeceğini zanneden, acı çekmemek için istediğini zorla almak isteyen birini. Sırf acı çekmemek için elde edemediğini gerekirse öldürecektir, çünkü: ya benim olursun, ya da toprağın!

Almancılar ile Türkiye'deki yaşayan Türkler arasındaki ahlakı fark

Almanya'daki yaşayan Türkler'in ahlak anlayışını iki olgu etkiliyor: 1) Türkler'in diasporada olmaları aralarındaki ilişkinin daha sıkı olmasını zorluyor, çünkü tanımadıkları bir ortamda ayakta kalmak için 

dayanışmanın gerektiğini, ve bu dayanışmayı da sadece sıkı ahlaki kurallarla sağlayabileceklerini hissediyorlar. Geleneksel ahlaki anlayış kadınlar üzerinden olduğu için, bir genç kızın karşı cinsle ilişkiye girmesi hor görülüyor. Bu yüzden Almanya'da kurallar daha katı oluyor. 2) Almanların güvenirlik derecesi yüksek olduğundan, onlarla irtibata geçmek Almanya'daki yaşayan Türkleri de bir nevi Almanlaştırıyor, üzüm üzüme bakarak kararırmış.

Türkiye'deki yaşayan Türkler'in batıya karşı bir özlem sorunu var. Onlar sırf kendi içlerinde yaşadıkları için herşeyi kendi sınırları ile sınırlanmış bir hayat sürdürmekteler. Çoğunluk böyle olduğu için istisnayı göz ardı ediyorum. Bu kesim bu durumdan sıkılmış olmalı ki, sınırları kırmak istiyor, ve dolayısı ile bir ikilem içersinde kendini buluyor, hem özgür yaşayacak, hem de kültürel ahlaki kurallara karşı gelmeyecek. Bu soruna çok pratik bir çözüm bulunmuş. Bu kesim her ikisini de yapıyor, ama kaçak yapıyor. O bir akşam çilingir sofrasını donatıp, diğer gün de cuma namazına gidebiliyor. Bunda hiç bir çelişki görmüyor. Veya hem ahlaki değerlerin önemini savunuyor, diğer taraftan da sevgilisi olmasında hiç mahsur görmüyor. Everything goes!

Almancıların bu nedenle Türkiye'de geri kalmış algılanması çok doğal. Aynı şekilde almancılar da Türkiye'de yaşayan Türkleri tutarsız olarak algılıyor, çünkü elle tutulacak bir yanları olmadığını düşünüyorlar. Ama iki tarafta birbirinin eksiğini tamamladığının hiç farkında değil. Almancılar sabun gibi elde kaymayı istiyor, çünkü Almanya'daki katı hayattan sıkılmışlar, Türkiye'de ki Türkler ise biraz daha özgür ve tutarlı olmayı özlüyor. Bazen bu tavır almancılarda Türkiye'deki genç kızların daha kolay elde edildiği yanılgısını doğurabilir.