13 Mart 2020 Cuma

Neden hikaye anlatıyoruz?



İlk önce hikaye anlatmanın yararından bahsetmek gerekir. Hikaye insanın aklında kolay kaldığı için anlatılır. Hikayenin bir başlangıcı, ortada sürüveni ve bir de sonu vardır. Bu üç ayrım hikayeyi anlamakta kolaylık sağladığı gibi anlatanın da bu forma uyması daha kolay takip edilmesini sağlar. Hikayenin anlaşılması ve daha akıcı olması için heyecan uyandıcı elementlerden faydalanması kaçınılmazdır. Her ne kadar anlatılmak istenilen olay gerçekleşmiş olsa da heyecan uyandırıcılarla gerçeğe sadık kalmak önde gelen hedefler arasında yer almaz. Hikayenin asıl amacı dinleyicide etki yaratmaktır. O halde gerçeklik önplanda değildir. Gerçek olmayan olguların bile gerçekleşmiş gibi anlatılması mümkün olduğu için hikayenin şekli kadar özü de önemlidir. Hikayenin özü anlatanın anlatma ve anlayanın da anlama kabiliyetine bağlıdır. O halde hikayeyi anlatanın hangi kesime anlattığını çok iyi bilmesi, o kesim ile empati kurması şarttır. 

Hikayeyi anlatan kadar dinleyenin de önemi vardır. Dinleyici hikayeyi deşifre etmek zorundadır. Deşifre edici de aynı zamanda kendini anlatanın yerine koyabilmesi gerekir. En azından anlatanın kelime haznine, kullandığı resimlere hakim olmalıdır, yani onun da empati kurma kabiliyetine sahip olmasi gerekmektedir. Hikayeyi anlamakta empati şarttır ama yeterli değildir, dinleyici hikayeden bir kıstas da çıkarmalıdır, yani hikayenin ne için anlatıldığı, hangi noktalara vurgu vurduğu konusunda fikir yürütmesi de gerekir. Bunlar hikaye içinde saklıdır, ama ona doğrudan vurgu yapılmaz. Hatta ve hatta anlatan onları özellikle gizler, çünkü o dinleyenin de düşünmesini ister. Sonucu kendi düşüncesi ile ortaya çıkartmasını ister. Eğer anlatan gizlemeyi iyi başarırsa hikaye dinleyen için sürükleyici olur ve sonuna kadar dikkatini ona verir.

Kıstas çıkarmak her zaman için kolay olmayabilir. Hatta ve hatta bazen ne anlatan ne de dinleyen bunun farkındadır. Onlar duyduklarını sadece aktarırlar. Onların beklentisi dinleyicide heyecan veya etki yaratmaktır. Sadece etki peşinde koşan hikayede gerçeklik aramaz. Etkinin uğruna gerçeklik yoğrulur ve bükülür. İşte burada anlatılmak istenilen şey uydurma halini alır, yani bir "hikaye" oluşur. Gerçeklik çok yalın, süssüz ve can sıkıcıdır. Etki yaratmaz. Gerçeklik doğru peşindedir. Onun gelişme potansiyeli vardır. Her ne kadar gerçekliğin ne olduğu hakkında fikir sahibi olmasak da, onu yalan ve yanlıştan ayırt etme yeteneğini geliştirmemiz mümkündür. Hikayede ise makul olan etki yaratandır, etki yarattığı için de gelişme kaydetmez, çünkü o doğruyu ve yanlışı bilemez.




7 Mart 2020 Cumartesi

Neden delilere ihtiyacımız var?


Kültürel açıdan bakıldığında toplumu bir arada tutan unsur ahlak, kural, değer ve yargılardır. Bunlar toplumu bir arada tuttuğu gibi toplumun başka yöne de gitmesini engeller. Bu nedenle bu tarzı benimseyenlere tutucu denir.

Tutucu eski değerleri muhafaza etmek ister. Ne kadar eski değerler muhafaza edilirse insanların o kadar davranış alanı sınırlanır. Toplumu bir arada tutmanın faturası örülmüş sınırlarla ödenir. Yani insan kendi kendini bağlamış olur.

Bu zincirlerden kurtulmanın yolu delilikten geçer, çünkü toplum kurallarına uyana akıllı, uymayana ise deli denilir. Bu gerçek anlamda aykırı davrananın zihinsel sorunu olduğundan değil, sadece sürüden ayrıldıktan sonra ona yakıştırılan sıfattır. O toplumca delidir, çünkü bilinmiş sınırlar dışında hareket eder.

Toplumun ilerlemesi işte tam bu delillere bağlıdır, çünkü onlar değişimi sağlayabilecek tek güçtür. Sınır ötesinde seyir edenlerin toplum için iyi/kötü şeyler getireceği baştan belli değildir.  Bunu hiç kimse önceden bilemez. Onların topluma sağladığı katkı en azından toplumun şimdiye kadar ki alıştığı davranışları sorgulamak olacaktır.

Toplumun da bu delileri yaşatabilecek esnekliğe, hem değişimi hem de eski alışkanlıkları sürdürebilecek kapasiteye sahip olması gerekiyor. Çok fazla esneklik kuralsızlığa, çok fazla tutuculuk ise hareketsizliğe sebep olur.

1 Mart 2020 Pazar

Medya nasıl yalan söyler?


Medya elindeki imkanları kullanarak çeşitli şekilde yalan söyleyebilir, mesela gerçekleşmemiş olayları gerçekleşmiş gibi yansıtabilir. Bu tür yalanlar çok çabuk ortaya çıkacağı için medyanın elinde başka yalan söyleme yöntemi daha var: gerçekleşmiş şeyleri gizlemek veya söylememek gibi, onlar hiç olmamış gibi davranmak. Medya, haber sayfalarını en gereksiz olaylarla süsleyip dikkati önemsiz konularda odaklamayı sağlayabilir, bu da yalan söylemenin başka bir türüdür. Yalan, bu defasında doğru söyleyerek de olur. Onun için söylenilen şeylere değil, söylenmeyen şeylere bakmalıdır.

Medya, görevini görülen şeyleri aktarmakla yetinmemeli, aynı zamanda araştırma vakti olmayan okura o olayın ne ile bağlantısı olduğunu da göstermek zorundadır. O sorulmayan soruların sözcüsü olması gerekir. O birşeyin gerçekleşmeden gerçekleşebileceği ihtimalini göstermelidir. Tabii ki medya bir medyum değildir, ama olasılıkları tartışmak medyanın herşeyi bilmesi gerektiği anlamına gelmez, sadece en kötü olasılıklara karşı önceden tedbir alınması gerektiğine işaret etmesi gerekir. O sadece burnunun önündeki olaylara işaret ediyorsa, olaylar arasındaki bağlantıyı kaçırır.