İlk önce hikaye anlatmanın yararından bahsetmek gerekir. Hikaye insanın aklında kolay kaldığı için anlatılır. Hikayenin bir başlangıcı, ortada sürüveni ve bir de sonu vardır. Bu üç ayrım hikayeyi anlamakta kolaylık sağladığı gibi anlatanın da bu forma uyması daha kolay takip edilmesini sağlar. Hikayenin anlaşılması ve daha akıcı olması için heyecan uyandıcı elementlerden faydalanması kaçınılmazdır. Her ne kadar anlatılmak istenilen olay gerçekleşmiş olsa da heyecan uyandırıcılarla gerçeğe sadık kalmak önde gelen hedefler arasında yer almaz. Hikayenin asıl amacı dinleyicide etki yaratmaktır. O halde gerçeklik önplanda değildir. Gerçek olmayan olguların bile gerçekleşmiş gibi anlatılması mümkün olduğu için hikayenin şekli kadar özü de önemlidir. Hikayenin özü anlatanın anlatma ve anlayanın da anlama kabiliyetine bağlıdır. O halde hikayeyi anlatanın hangi kesime anlattığını çok iyi bilmesi, o kesim ile empati kurması şarttır.
Hikayeyi anlatan kadar dinleyenin de önemi vardır. Dinleyici hikayeyi deşifre etmek zorundadır. Deşifre edici de aynı zamanda kendini anlatanın yerine koyabilmesi gerekir. En azından anlatanın kelime haznine, kullandığı resimlere hakim olmalıdır, yani onun da empati kurma kabiliyetine sahip olmasi gerekmektedir. Hikayeyi anlamakta empati şarttır ama yeterli değildir, dinleyici hikayeden bir kıstas da çıkarmalıdır, yani hikayenin ne için anlatıldığı, hangi noktalara vurgu vurduğu konusunda fikir yürütmesi de gerekir. Bunlar hikaye içinde saklıdır, ama ona doğrudan vurgu yapılmaz. Hatta ve hatta anlatan onları özellikle gizler, çünkü o dinleyenin de düşünmesini ister. Sonucu kendi düşüncesi ile ortaya çıkartmasını ister. Eğer anlatan gizlemeyi iyi başarırsa hikaye dinleyen için sürükleyici olur ve sonuna kadar dikkatini ona verir.
Kıstas çıkarmak her zaman için kolay olmayabilir. Hatta ve hatta bazen ne anlatan ne de dinleyen bunun farkındadır. Onlar duyduklarını sadece aktarırlar. Onların beklentisi dinleyicide heyecan veya etki yaratmaktır. Sadece etki peşinde koşan hikayede gerçeklik aramaz. Etkinin uğruna gerçeklik yoğrulur ve bükülür. İşte burada anlatılmak istenilen şey uydurma halini alır, yani bir "hikaye" oluşur. Gerçeklik çok yalın, süssüz ve can sıkıcıdır. Etki yaratmaz. Gerçeklik doğru peşindedir. Onun gelişme potansiyeli vardır. Her ne kadar gerçekliğin ne olduğu hakkında fikir sahibi olmasak da, onu yalan ve yanlıştan ayırt etme yeteneğini geliştirmemiz mümkündür. Hikayede ise makul olan etki yaratandır, etki yarattığı için de gelişme kaydetmez, çünkü o doğruyu ve yanlışı bilemez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder