Yukarıdaki soruyu biraz açmak gerekiyor. Neden böyleyiz? sorusu içinde en az üç unsuru barındırıyor:
1) Içinde bulunulan durumdan hoşnut olmamak.
2) Bulunduğu durumun nedenini bilmemek ve
3) çaresizlik içersinde yakınmak.
Birinci şık duygusal bir durumu teşkil ediyor. Birşeylerin iyi gitmediğinin farkında olup elinin kolunun bağlı olduğunu hissetme duygusu. Bu, kalıbı büyük elbiseyi denemeye benziyor. Elbisenin vücudunuza uygun yapılmadığını hissediyorsunuz ama ayna olmadığı için de neresinin uymadığını göremiyorsunuz.
Yukarda bahsi geçen sorunu çözmek için "aynaya ihtiyaç" var deyip geçmek mümkün. Durum böyle olunca bir bilinmeyenin yerine diğerini eklemiş olacağız ki, durum yine anlaşılmayacak. Pekala bu ayna ne olabilir?
Değişim için "görmek" şart. Görmek fiili kıyaslamaya dayalıdır, görmek en az iki şeyi kıyaslar. Bu şeyler nelerdir? Birincisi insan deneyimidir. Ikincisi ise duyguları.
Her edinilen deneyim bilince intikal etmez. Deneyimin farkında olunması da şarttır. Farkındalık, görülen şeyi dile dökmek ile alakalıdır. Dile dökülmeden birşey farkındalık yaratamaz. O halde görmek için o güne kadar edinilmiş deneyimlerin dile dökülmüş olması gerekir.
Yukarıdaki elbise örneğine tekrar dönmek gerekirse, elbisenin neresinin uymadığını ifade edebilmek ve bunu terziye anlatabilmek için birkaç kez elbise denemiş olmak ve uyumlu elbise ile uyumsuz elbisenin arasındaki farkı bilmek gerekiyor ki, terzi ne yapacağını bilesin. Terzi ile aynı dil konuşulamazsa iki şahıs arasında anlaşma gerçekleşemeyecektir. Anlaşma imkansızlaşır. O halde kendi deneyimin yanında herkesin anlayacağı ortak bir dile de sahip olmak gerekir.
İlk önce duygu ve deneyimi dile dökmek, sonrası ise bu deneyimin daha önce nasıl ifade edildiğini bilmek gerekir. Deneyiminizi kendi dilinizle de ifade edebilirsiniz, kimse teyit etmezse siz sadece kendi kendimizle konuşuyor olacaksınız ve hiç bir iletişim gerçekleşemeyecektir.
Herşey tabii ki elbise gibi bir çabut parçası olsaydı anlaşma daha kolay olurdu. Şimdi deneyimler çok çeşitli ve insanlar arası mesafe uzak olduğu için deneyimleri dile dökme yöntemi geliştirildi, buna da kitap deniyor. Kitaplar insanlar arası ortak dili kurmakta ve geliştirmekte çok faydalıdır.
Görüldüğü gibi anlaşmak için deneyimleri herhangi şekilde başkasına aktarmak gerekiyor. Başka bir deyimle buna enformasyonun akışını sağlamak da denebilir. Tek kişinin deneyimi bir halkı kalkındırmaz, o deneyimin ortak deneyim haline gelmesi ve herkes tarafından kullanılması da sağlanmalıdır. Herhangi enformasyon tıkanıklığı insanın kendi kendini fark etmesini engelleyecek ve edilgen olduğu hissini doğuracaktır. Insan kendi dilini bularak kendi dünyasını kurduğu zaman ve bu dünyayı başkaları ile paylaştığı zaman etkin bir hayat sürdürecektir.