Yeni birşeyin ortaya çıkması için sürüden uzaklaşmak, yanlız olmak gerekir, çünkü her bireyin gideceği yol tek ve yenidir. Her yeni şey korkutur, bu nedenle sürüde kalmak korkuyu yenmenin sadece bir yoludur. Ama bu güvence sunni sağlanmış bir güvencedir, çünkü başkasına bağlıdır. Bağlanma bilindik şeyleri tekrardan geçer. Bu nedenle sürü tek tip, birbirine benzeyen "iyi" insan tipi yetiştirir. İnsan bilmediği yönünü keşfetmek için uçurumdan atlamalı, yanlız olmayı göze almalıdır. Bu nedenle kendini keşfetmek için insan "kötü" yolu denemelidir, kendisinden önce hiç gidilmemiş bir yolu.
31 Mart 2018 Cumartesi
Yalnızlık üzerine
Birlik ve beraberlik üzerine
Kanımca en yanlış anlaşılmış söylemlerden biri bu: birlik ve beraberliktir. Bu söylem altında dünya ikiye ayırılıyor, bizden olan ve olmayanlar diye. Bizden olanların zincir gibi birbirine kenetlenmesi gerektiği, olmayanların ise düşman olduğu ima ediliyor. O halde bizden olana iyi, olmayana kötü davranmakta hiç bir mahsur olmadığı sonucu ortaya çıkıyor.
Dünyayı ikiye ayırmak yetmiyormuş gibi, aynı zamanda birliği sağlayacak kural ve yöntemler üzerinde de aynı fikirde olunması için savaş veriliyor. Amaç: birlik sağlanacaksa eğer, benim istediğim gibi olsun. Görülüyor ki, birlik iç ve dış "düşmanlara" karşı verilmesi gereken bir savaş haline dönüşüyor.
Dış düşmanları ayırt etmek o kadar da zor değil. Asıl zor olan kısım birliğin ne olduğu konusunda uzlaşmaktır. Birden bire "gerçek" birliğin ne olduğunu anlatan uzmanlar türüyor, bunun yanında uzmanların muhafızları birliğin bekcileri kesiliyor. Her uzman, sürüden ayrılan koyunu kurt yer dercesine korku salıyor. Birliği ayakta tutmak için gerekirse güç de kullanıyor. Böylesi bir birlik ancak korku üzerine kurulur.
Böylesi bir birlik gerçek anlamda erişilmesi gereken bir amaç olabilir mi? İnsan birileri istiyor diye kendi potansiyelini keşfetmekten vazgeçebilir mi? İşte bu soru yanıtlanması gereken bir sorudur.
İnsan kendi potansiyelini keşfetmek ile mükelleftir. Bu asla ve asla başkasına benzeyerek olamaz, bu kendi yolunda yürüyerek olur. Kendi yolunu izlemek isteyen yanlız olmayı da göze almalıdır. İnsan kendini ancak ve ancak çok alternatifler sunan bir ortamda bulabilir. O içinde bulunduğu çeşitli yaşam biçimlerinden tam kendine uyanı sentezlemek zorundadır. Buna hayatı yorumlamak da denebilir. Ber yiğidin kendine özgü yoğurt yiyişi vardır misali.
Birlik zorbalığı yerine çeşitliliğin gerekli olduğu ve kabul gördüğü ortamda gerçek hayat yeşerir. Tek bir kuralın hüküm sürdüğü ortamda değil, eskinin üzerine inşa edilen, değişen şartlara yeni cevap verebilen ortamda daha sağlıklı bir hayat sürdürülebilir. Çeşitlilik zenginliktir, korku uyandıran bir olgu asla değildir.
30 Mart 2018 Cuma
Güce tapmak
Kendini güçsüz hissedenlerde çok belirgin özellik güce tapmaktır. Kendilerini güçsüz ve yetersiz buldukları için tek çarenin güçlü birinin arkasına gizlenmek olduğuna inanırlar.
Güce tapanın iki amacı vardır. Birincisi korkuyu yenmek, ikincisi ise güvenceyi güçlü birinin hümayeti altında sağlamaktır. Dünyayı güçlü ve güçsüze ayıran kişi kendisini sürekli başkası ile kıyaslayacaktır: Karşısındaki kendinden güçlü mü, yoksa güçsüz mü? diye. Güçsüz olduğunu sezinlediği zaman yerini bilecek, güçlü hissettiği zaman ise kendine tapınmasını isteyecektir.
Buradaki sorun - güçlü güçsüz kısır döngüsünden kurtulmak için - aslında güvencenin nasıl sağlanacağıdır. Güvencenin güç ile sağlanacağı bir farazidir. Güç ile korku birbirine çok zıttır. Korkuyu güç ile yenerek insan kendini güvencede hissedemez. Güç başka bir korku yaratacağı için sorunu kökünden çözmez, o sadece geçiştirmedir.
Korku anlamak ile yenilir. Anladıkca insan kendi kendine olan güveni artacak, gücü kendinde bulacaktır. Bu güç asla kıyaslayıcı güç değildir, dışa karşı hiç değildir. Bu güç içten gelir. Yapmak için cesaret, cesaret buldukca da güveni artacaktır. O halde çocuğa küçük yaşta yapmayı ve yapılan şeyi anlaması aşılanmalıdır. Kısacası meraklı olup tanımadığı şeylerden korkmayı değil, tam tersi, üstüne giderek üstesinden gelmeyi öğretmek gerekir, güç farazisinden kurtulmak için.
27 Mart 2018 Salı
İlişki üçgeni
İnsanın dünyası üç boyutludur. İlk önce kendi dünyası vardır. Burada kendi fantazisi cirit atar. Diğer tarafta kendisi gibi başkasının da dünyası vardır. Onlar da kendisinden pek farklı değildir. Onlar da cirit atarlar. Ama bir araya gelince anlaşmak ve anlaşılmak isterler. Burada ortak dili inşa ederler. Tek başına iken cirit atan fantazi şimdi karşıdakini de ikna etmek zorundadır. Bir kişi uçar ama iki kişinin ayakları yere değer. Eğer ikisi de cirit atmaya devam ederse beraber uçarlar. Bu durumda üçüncü dünya devreye girer. Ayaklar yerden kesilmemesi için görüşler var olan şeylerle kıyaslanmalıdır. Ancak bu ilişki üçgeni insanın ayağını yere bağlar.
Kablumbağa metodu
Sağlıklı büyümenin sırrı yavaşlıkta yatar. Her besinin sindirilmesi için yavaş hazmedilmesi gerekir. Hız alınan besini alındığı gibi geri çıkarır, besinin kana geçmesi için gereken zamandan ödün verdirir.
20 Mart 2018 Salı
Umut ve piyasa ekonomisi
Düşününsene dünyada sekiz milyara yakın insan yaşıyor, ve bunlar herhangi bir şekilde karınlarını doyurmak zorundalar. Diyelim ki, bunların hepsi sadece hayati gereksinimi karşılayan şeyleri üretiyor, her ne kadar bu gereksinimlerin ne olduğunu bilmesek de, bildiğimizi farz edelim. O halde herkesin iş bulma şansı çok az olacaktır, çünkü küçük ve seçkin kitle ile tüm insanlığın gereksinimini karşılamak mümkündür. Diğer "işsizler" bu durumda ne yapar? Onlar da hayatını sürdürmek için pastadan pay almak istemez mi? Hayatta kalma dürtüsü onları isyan ettirecektir ve küçük kitleye kafa tutacaktır.
Sırf karın doyurmak uğruna üretimin genişletilmesi, hayati gereksinimin arttırılması gerekir ki isyana karşı tetbir alınsın. Sunni gereksinimlerin çoğatılması ile yeni iş sahası açılıp normalde o işsiz tayfayı karnını doyurur hale getirmek gerekir ki huzur sağlansın. Bundan dolayı hayali gereksinim doğurmak, tüketicinin dikkatini çekmek için bir nevi savaş yaşanır, çünkü dikkat çeken sürekli çekmeyenden bir adım öndedir.
Soru dikkatin nasıl çekildiği konusudur. Dikkat çekici en belirgin entrüman nedir? Satmak istenilen ürünün mutlu olmak için şart olduğu umudununu doğurmak olmazsa olmazlardandır. Ürünün ne olduğu arka planda kalır. Bu ister mağazada satılan bir ürün olsun, isterse çok faiz getirici yatırım fonları. Söz konusu olan mesele burada umut satmaktır, ürün değil. Bu nedenle kolay yoldan mutlu olmak isteyenleri dolandırmak, umut ne kadar cazibeli görünürse o kadar kolaydır. En cazibelisi erişilmeyen umutları satmaktır. Onları da zaten tek umudu ona bağlamış insanlar alır. Kandırmak ve kandırılmak ürün satmanın oyunu gözüküyor.
13 Mart 2018 Salı
İkinci doğa üzerine
Doğuştan aldığımız özellikler yeterli olmadığı için onların öğreti (sonradan) ile alınan özellikler tarafından desteklenmesi verekir. Buna bazı kişiler ikinci doğa derler.
Vaaz, tüketim üzerine
Çoğu insan büyük hayallerle kendisinden çok bigi sahibi olanların yanına gidip onlardan ilham almak ister, onlar gibi bilgili olmak ister. Bu bilgiye olan özenden ve o bilgiye sahiüp olana karşı beslenen sadakattan kaynaklanır. Bilgi sahibi erişilemeyen bir mertebeye çıkartılır ki onun yanında olmak bile kendisine birşeyler katacağını zanneder. Oysa bilgi sahibinin o mertebeye gelmek için vierdiği çabası göz ardı edilir. Onun bir anda oraya geldiği zannedilir. Yanılmıyorsam Nietzsche "bir ağacın büyüdüğünü görmek zordur, ama onun yıkımını görmek kolaydır" demişti.
Büyümek zaman isteyen bir işlemdir. Bu öyle birşeydir ki, her yiğidin kendine özgü yoğurt yiyişi vardır. Bu nedenle deneyim bir kişiden diğerine aktarılamaz. Başkasının deneyiminden faydalanmak bazen yolu kısaltır, ama yol gitmeyi asla önleyemez. Yol gidenindir. Bu nedenle her öğreti deneyimlenmeli, o şahsa uyarlanmalıdır. Aksi halde bir işe yaramaz.
Vaaz dinledikten sonra bilgileneceğini zannedenler de kısa yoldan hedefe ulaşılacağını zannedenlerdir. Bu "takma" bilgi ile alışveriş yapmanın mutluluk vereceğini zannetmek benzer meseledir. Alışveriş ilk anda hoş bir duygu yaratır, özlenen bir cisme sahip olmak, onu eldetmek kısa vaadede mutluluk verir. Fakat böyle "kolay" elde edilen mutluluğun ömrü kısa sürer. Değere sahip olunmaz, değer o kişide oluşur. Bu nedenle o değer ile o kişi arasında pek fark yoktur, ikisi iç içedir. Sadece borç alınmış değerler işlevini bitirdiği zaman çöpe atılır.
10 Mart 2018 Cumartesi
Düşünmek üzerine
Kırkayak hikayesi belki bilinir. Ona sormuşlar, neden o kadar ayaklarla birbirine dolaşmadan yürüyebildiğini. O da durmuş, düşünmeye başlamış, işte o zaman ayakları birbirine takılmış ve düşmüş.
Düşünmekteki asıl mesele burada çok iyi anlatılıyor. Kendini otomatiğe bağlamış, sürekli aynı şeyi yapan biri aniden o mekanizmayı durduruyor ve ne yaptığı şeyi anlamaya çalışıyor. Anlamak ve dolayısı ile düşünmek çok yavaş ilerleyen bir mekanizmadır, çünkü o zamana kadar otomatik gerçekleşen mekanizma bilinçli şekilde gerçekleştirilmek istendiğinde hangi adımın önce, hangi adımın sonra, atılan adımın nereye kadar, diğer bacaklarla nasıl koordine olacağı gibi meselerin kontrollü şekilde sırasına göre işler hale gelmesini anlamak zaman alıyor.
O halde düşünmek için yapılan şeyin dışına çıkıp ona kuşbakışı yapmak gerekiyor. Aynı mesele içinde yaşayarak o meseleyi anlamak olanaksız gözükür. Zaten doktorlar da kendi kendine dışardan bakamadığı için başka doktora görünürler.
Birşeyi anlamak için düşünmek gerekir. Düşünmek o halde ussal bir olaydır. Yukardaki kırkayak meselesini anlamak için bazen bütün parçalara bölünür, ve tekrar birleştirilir. Bu genelde taklit etmek için kullanılan bir metodtur. Bir de görünürde birbirinden bağımsız parçalardan oluşan amorf kümenin elementleri arasında bağlantı kurmak için düşünce gerekir. Buna da yaratılış denir.
Düşünçe hem taklid etmek için hem de yeni bir şey yaratmak içindir. İnsan taklid ede ede anlama becerisini geliştirir ve sonrasında yeni birşey üretir. Bu yüzden çocuklarda yaratıcı düşünme yetisi pek gelişmemiştir, onlar taklid ede ede yaratıcı düşünceye kavuşurlar.
4 Mart 2018 Pazar
Mücevher üzerine
Mücevheri mücevher yapan şey onun doğal hali değil, işlenmiş halidir. İşleniş şekli ile mücevher değer kazanır. Ancak bir usta "taş" kırıntısından elmas yapabilir. Boz duran "taş"ın diğerlerden farkı yoktur.
İnsan da dünyaya geldiği zaman o taşa benzer, öğrendiğini tekrarlıyor olsa bile işlenmemiştir. Ancak uzun zaman işlemden geçtikten sonra değer kazanır ve elmasa dönüşür.
1 Mart 2018 Perşembe
Arınmak üzerine
Yaşadığımız toplumda alışagelmiş çok değer ve yargılar vardır. Ortaya çıkış sebepleri hangi nedenden olursa olsun, o değerlerin oluşumunda o zaman haklı yerleri vardır. Ortak bir hayat kurmak için o değerler çercevesinde uzlaşma sağlanmasında da bir mahsur yoktur, çünkü o değerler çerceve görevi görürler. Onlar ortak anlaşmayı, ortak çalışmayı sağlar.
Ortak çalışma veya yaşama o değerlere bağlı değildir. Yani o değerler olduğu için ortak yaşam sürdürebilir denemez, çünkü her toplumun anlaştığı ortak değer değişiktir. Burada unutulmaması gereken şey o değerlerin yüceliği değil, o değerlere sadık kalmaktır. Bu bir söz verme, bir anlaşmadır. Bundan başka o değerlerin hiç bir kutsal tarafı yoktur.
Bireysel iyi bir hayat sadece o çerveveye sadık kalınarak sürdürülemez, o değerler yeterli değildir, çünkü onlar ortak yaşam için olmazsa olmazlardandır. Her ne kadar ortak yaşam gerekli olsa da, o bireysel yaşamın kalitesini belirlemez. Kalite, daha doğrusu düşünmek bu değerlerin üzerine çıkıldığı zaman olur. Bireyin görevi yapılması gereken şeyi yapmakla sınırlı değil, onun ötesinde deneyimleyerek kendi potasiyelini keşfetmektir. Bu da ancak yukardaki bahsi geçen değerlerden arınmak ile olur. Her ne kadar o değerler gerekli olsalar da, kutsallaştığı zaman engel teşkil eder. İyi bir hayat sürdürmek için engelleri aşmak ve arınmak gerekir.