Düşününsene dünyada sekiz milyara yakın insan yaşıyor, ve bunlar herhangi bir şekilde karınlarını doyurmak zorundalar. Diyelim ki, bunların hepsi sadece hayati gereksinimi karşılayan şeyleri üretiyor, her ne kadar bu gereksinimlerin ne olduğunu bilmesek de, bildiğimizi farz edelim. O halde herkesin iş bulma şansı çok az olacaktır, çünkü küçük ve seçkin kitle ile tüm insanlığın gereksinimini karşılamak mümkündür. Diğer "işsizler" bu durumda ne yapar? Onlar da hayatını sürdürmek için pastadan pay almak istemez mi? Hayatta kalma dürtüsü onları isyan ettirecektir ve küçük kitleye kafa tutacaktır.
Sırf karın doyurmak uğruna üretimin genişletilmesi, hayati gereksinimin arttırılması gerekir ki isyana karşı tetbir alınsın. Sunni gereksinimlerin çoğatılması ile yeni iş sahası açılıp normalde o işsiz tayfayı karnını doyurur hale getirmek gerekir ki huzur sağlansın. Bundan dolayı hayali gereksinim doğurmak, tüketicinin dikkatini çekmek için bir nevi savaş yaşanır, çünkü dikkat çeken sürekli çekmeyenden bir adım öndedir.
Soru dikkatin nasıl çekildiği konusudur. Dikkat çekici en belirgin entrüman nedir? Satmak istenilen ürünün mutlu olmak için şart olduğu umudununu doğurmak olmazsa olmazlardandır. Ürünün ne olduğu arka planda kalır. Bu ister mağazada satılan bir ürün olsun, isterse çok faiz getirici yatırım fonları. Söz konusu olan mesele burada umut satmaktır, ürün değil. Bu nedenle kolay yoldan mutlu olmak isteyenleri dolandırmak, umut ne kadar cazibeli görünürse o kadar kolaydır. En cazibelisi erişilmeyen umutları satmaktır. Onları da zaten tek umudu ona bağlamış insanlar alır. Kandırmak ve kandırılmak ürün satmanın oyunu gözüküyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder