21 Ekim 2020 Çarşamba

Kitaplar üzerine



Kitaplığın büyüklüğü sahibinin bilgisinin çok olduğunu değil, az olduğunu gösterir, çünkü bilgili olanın kitaba gereksinimi yoktur. 

10 Ekim 2020 Cumartesi

İç ve dış motivasyon üzerine


Hayatımda "Eğitim şart!" cümlesinden fazla yaygın bir cümle daha duymadım. İnanıyorum ki, iyi niyetli söylenmiş olmasına rağmen bir o kadar da yanlış anlaşılmış olan bir cümledir o. Nedeni ise çok basit: Biz kendimizden hariç başkasını değiştiremeyiz. Başkasını isteğimiz doğrultusunda değiştirmeye çalışmak onu isteğimizin objesi haline dönüştürmekle olur. Dış isteğe bağlı bir değişim "extrinsic"tir. Başkasının isteği doğrultusunda bir değişim kendi doğasına aykırıdır, kendi isteğine aykırıdır. Bu ancak ve ancak kendi dürtülerini bastırarak, başkasının isteğini içselleştirdikten (intrinsic), onları kendi isteğimiz gibi algıladıktan sonra gerçekleşir. Bu da içimizdeki canlılığı yitirmemize sebep olur. Dıştan gelen emre uymanın sebebi ise karşı gelindiğinde yanlız kalma korkusundan kaynaklanır. Sağlıklı yaşantının ana şartıdır sosyal bağlar. Bağı koparmakla tehdit edilmek birinin elinin kesilmesi gibi acı verir. Sırf açı çekmemek için başkasının uyruğu altına girilir.

Acıdan kaçmak bizi korumakla kalmaz, aynı zamanda beynimizin enerji seviyesini düşürmeye de yarar, buna coherence de (bağlam) denir. Termodinamiğin ikinci yasasına göre herşey en düşük enerji seviyesine doğru ilerler. Yani sosyal bağın kopması belirsizliğe ve enerji seviyesinin artmasına sebep olduğu için bu durumda kolayı seçmek doğa yasası ile uyuşur, yani uyum enerji seviyesini düşürür ve bize rahatlık verir. İşte bu söz edilen konfor alanı sürekli daha rağbet görür. Tabii ki en düşük enerji seviyesi ölümdür, çünkü ölüm herşeyi eşitler.

Pekala nedir bu bizdeki sosyal ağı pekiştirici, enerji seviyesini düşürücü konfor alanı? Osmanlı'dan kalma, ve hala da süregelen oteriteye itaat etme alışkanlığımızdır. Oterite kimdir? Aile içinde büyüklerimiz, aile dışında da hemen uyum sağlamak için aile ilişkilerinin uzantısı sayılabilinecek enerji düşürücü terimlerdir: amca, hocam, öğretmenim, dayı, abi, müdürüm, amirim, ...gibi. Devlet kurumları da aslında ailevi ilişkilerin uzantısıdır, boşuna "devlet baba" denmiyor. Her ne kadar bir yabancıya ailevi terimler ile yaklaşırsak ona kendimizi daha yakın hissederiz, çünkü bunlar alıştığımız ve bildiğimiz ilişki şekilleridir, aynı zamanda belirsizliği belirler. Ailede gördüğümüz ilişki şeklini dışarda da hemen devam ettirdiğimizde biz kendimizi evimizdeki gibi hissederiz.

Özellikle bazı kesimler tarafından rağbet görülen kuran kursları da uyum hızlandırıcılardan bir tanesidir. Dini bilgiler bir yana, oranın asıl görevi itaatkar vatandaş yetiştirmektir. Çocuklar terbiye edilirken öğrendikleri davranış şekli birbirleri ile nasıl  iletişim kurmaları gerektiğidir. İlk tanışmada verilen selam ile "ben de sendenim" mesajı verilir ve dolayısı ile o kurslarda öğretilmiş şablonlar dışarda da davranışın devamını belirler. Aynı terbiyeyi almış kişilerde davranış bozukluğu ve sürpriz yaşanmaz, tabii ki kurallara sadık kalındığı sürece.

Onları korkutan şey, alışılmadık bir ortamda nasıl davranılması gerektiğini bilmemekten kaynaklanır. Bu durumda yaptıkları iki şey vardır, ya bildikleri ortamda dolaşmak, yani kendi içlerinden hiç dışa çıkmamakla ve yabancılarla irtibata girmemekle, ya da tüm çevreyi kendi bildikleri, alıştıkları şekle sokmakla olur. Iki durumda da sonuç kapalı bir dünya yaratma eylemindedir. İlk durumda ya yabancılarla hiç irtibata girilmez, girilse bile sürekli tanıdık çevredekilerle olur. İkinci şıkkı ya misyonerler üstlenir, ya da İŞİT gibi gruplar.

Böylelikle sırf kendi içlerinde yaşadıkları için grub körlüğünden de dem almış olurlar. Herkesin kendileri gibi hareket ettiğinden yola çıkarlar. Değişik davranış ile karşılaştıkları zaman ise,  gerçek "doğruyu" bildikleri için, çünkü tek doğru kendi öğrendikleridir, misyonerlik yapmaktan da çekinmezler. Misyonları herkesin saadete gelmesini sağlamaktır. Hatta ve hatta saadete gelmek istemeyenlerin zorlanmasında da bir sıkıntı görmezler.

Dışa bağlı yaşam şeklinin yukarda da değindiğimiz gibi getirdiği düşük enerji seviyesinden hariç başka hangi etkenleri vardır? Dış odaklı yaşam şekli hataya yer vermez, verse bile bunun kendisinden kaynaklandığını kabul etmez, çünkü o sürekli söyleneni yapmıştır. Emir kulu için hata yoktur, çünkü hata olduğu zaman suçlanacak sürekli bir günah keçisi bulunur, ona göre ya bizi çekemeyenler vardır,  ya da bizi tuzağa düşürmek isteyen düşmanlar. Bu nedenle Türk'ün asla Türk'ten başka dostu yoktur, çünkü herkes gözünü bize dikmiştir. Hata olmadığı için de öğrenme ve dolayısı ile düşünme yoktur. O bildiği şeyleri tekrarlar. Yanlış olduğunu bilse bile sırf huzur kaçmasın diye çoğu zaman yanlış şeylere göz yumar. Çünkü düşünme yap-boz gibidir. Düşünme olan şeyleri anlamak için parçalara böler, böldükten sonra değişik bir şekilde tekrardan birleştirmeye çalışır. Hepsini kendisi yaptığı için anlaması daha da kolay olur.

Içten gelen motivasyon dış motivasyonun tam tersidir. Ne kadar dış motivasyon emir kulu ise, o kadar da iç motivasyonlu kendi buyruğu altında çalışmayı, içinden gelen sesi dinlemeyi yeğler. Sırf kendi deliliğini yaşayabilmek için tüm bağları koparmaktan da korkmaz. Özgürlük onun ruhunda vardır. Kendi potansiyelini keşfetmesi için özgür olması şarttır. O kendine söyleneni sırf büyüklerin söylediği için kabul etmez, o herşeye şüpheli bakar, soru sorar. O rahatsız eder ve enerji seviyesini yükseltir. Alişagelmişliğin dışında hareket ettiği için, her ne kadar onunla yukardaki anlamda bağ kurması zor olsa bile, bir hayli heyecanlıdır. "Herşey böyle geldi, böyle gidecek" şarkısını onun yanında unutmak gerekir.

O tek bir hayatı olduğunu bilir ve potansiyelini keşfetmek için büyük çaba sarf eder. Potansiyelinin ne olduğunu önceden bilmez, ama onu keşfetmesi gerektiğini bilir. Keşfetmek için de çok şeyleri dener ve hata da yapar. Hata yapmak onun için sorun değildir, o hata yaptıkça yapmak istediği şeyin nasıl olmadığını keşfeder ve yeni bir yöntem dener. Dış motivasyonlu asla yeni yöntem denemez. İçten motive olan için hata bir adım daha ilerlemesini sağlar. O keşfetmekten zevk alır, amacı varmak değildir, yolda olmaktır.

Yaptığı hatadan kendi sorumlu olduğunu bilir, ve dolayısı ile başkasını sorumlu tutmaz, günah keçisi aramaz. O hiç birşeyin mükemmel olmadığını, olması gerekmediğini de bilir. Mükemmel olmadığı için içindeki potansiyeli keşfetmek ister. Bu nedenle başlangıç kendisidir ve kendisini olduğu gibi kabul edip başkası olmaya çalışmaz. Gördüğü her reklamda sunulan ideal kişilerin de temsil ettikleri ürünler gibi satılık olduğunu ve erişilmesi gereken bir hedef olmadığını bilir. O yol aldıkça büyür ve büyüdükçe daha fazla yol almak ister, çünkü anlamak öyle bir şeydir: her anlaşılan şey arkasında yumak söküğü gibi daha anlaşılmayan şeyler getirir. Yumak söküğünün peşinden gitmek sevgi işidir, ancak o işi seven o zorluklara katlanabilir. İşini severek yapan "eğitilmez". Eğitim zaten kendi içindedir.

Eğitmekle insanları sadece kendinize benzetebilirsiniz, yani orta sınıf insan yetiştirebilirsiniz. Yeni problemlere yani çare arayan kesim değildir bu kesim. Herşeyin eskisi gibi kalmasını ister bu kesim. Oysa yeni problemler yeni yöntem gerektirir, bunu da daha cesaretli kişilerin sayesinde çözülür. En iyisi problem ortaya çıkmadan çözülürse daha iyi olur. Hayat en düşük enerji seviyesinde değil, onun kenarında gerçekleşmiştir. Onun potansiyel enerjisi sürekli çevresinden daha fazla olduğu için yaşama şansına kavuşmuştur.

İçgüdüsü ile hareket edenlerle iletişim zordur, çünkü onların kabul ettikleri alışkanlıkları yoktur. Onlar arasında kendinizi evinizde asla hissetmezsiniz. Her tanışma esnasında yeni davranış şekli belirlenmesi gerekir. Bu da ilk önce herşeyi yavaşlatır, zahmetli olur. Kurallar üzerinde teker teker anlaşma sağlanması gerekir. O zaman ikna etmek iç motivasyonlu olanlarda önplandadır, dış motivasyonlularda ise önplanda olan şekildir. Şekil yerine geldiği müddetçe arkasındaki motivasyon aranmaz. Bir yandan şekle uyup diğer yandan tam tersini yapmakta hiç sakınca görmezler. İç motivasyonlular ise tam tersine, şekle önem vermezler, karşı kişinin gerçek motivasyonunu bilmek isterler. Bu nedenle onlar için sunulan şeyin perdenin arkasındaki gerçekliğin ne olduğunu bilmek isterler, karşısındaki sahici mi, yoksa oyun mu oynuyor? Oyun oynayanın işi zordur.

İç motivasyonlu herşeyi anlamak ister. Anladığı kadar vardır. Anladığı ve doğru kabul ettiği şeyi aynen uygulamayı ister. Bu yüzden onların "eğitilmesine", terbiye edilmesine gerek yoktur. Onların amacı zaten kendilerini eğitmektir. Bu eğitim dönüşümlüdür. Dış motivasyonlu olanlar gördükleri kadar bildiği için başkasını da terbiye etmekten, ahlak bekçisi olmaktan kaçınmazlar. Herşey onlar için çok basittir, kurala karşı gelen "kötüdür" kurala uyan ise "iyidir". Ahlak bekçileri onların gözünde iyi insanlardır, çünkü onlar var olanı muhafaza etmek, değişime direnmek isterler. Sorunların kendi tutumlarından kaynaklandığını, yeni şartların yeni çözüm yöntemi getirdiğini kabul etmezler. Eğer gerçek teoriye uymazsa gerçeği bükmekten de çekinmezler. Dış motivasyonlular daha çabuk başarı elde edenlerdir ama mutsuzdurlar. İç motivasyonlular için hayat engebelidir ve bir o kadar da heyecanlıdır.