Gözlemlerime dayanarak söylemek gerekirse iş yapmanın toplum içersinde pek çekici birşey olmadığını görürüz. Ebeveynler çocuklara zarar gelmesin diye ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmasını istemezler. Onların ihtiyacı olan herşeyi kendileri yaparlar. Oğlum kızım sen şunu yapma, bunu yapma gibi tavsiyelerde bulunurlar. Diğer tarafta iş yapanları küçümseyici tavır sergileyenler de çoktur. İş yapanların aptal olduğunu tavırları ile belirtirler. Belki de "akıllı" gözükmek için toplumda "müdür" olmak çok rağbet bundan dolayı görür. Herkes çocuğunun gelecekte bir müdür olmasını ve dolayısı ile bu çocuklar büyüdüklerinde anne sütü ile emdikleri o duyguları iş görüşmelerinde de sergilerler. Ne olmak istedikleri sorulduğu zaman verilen yanıt: müdürdür.
Bu zihniyetin iş yapanı mükafatlandırmak yerine cezalandırdığı ap açık bellidir. Ebeveynler çocukların işini yaparak onları deneyimsiz bırakıyor, onlara yanılmayı sabretmeyi ve başarının tadını çıkartmayı öğretmiyor. İşinde ekspert olmanın çaresinin sabırla bir işin peşinde koşarak şimdiye kadar denenmemiş yollardan gitmenin şart olduğunu öğretmiyorlar. Öğrettikleri tek şey çalışanın sırtından geçinmenin "akıllıca" olduğunu tavır ve davranışlarla sergilemek oluyor.
Bu tür davranış "ahlak" kuralı olursa eğer, gerçek anlamda çalışmak isteyen insan sayısı az olacaktır. Herkes herkesin sırtından geçinmek isteyecek, o gücü elde edenler ise statükoyu korumak için ellerinden gelen herşeyi yapacaktır. İnsanlar sadece çevresindekilerin nasıl üstesinden gelebilecekleri ile meşgul olacaktır. Ortaya çıkan sınıf takımı orta şekerli, değerlerine çok sıkı sarılan tutucu bir toplum olacaktır. Bu toplum yeni davranışları ahlak kurallarına aykırı geldiği için kınayacaktır. Tüm enerjisini toplumu bir arada tutmak için harcayacaktır. Dahası herkes herkesi gözlemlediği için sağlıklı bir takım çalışması ortaya çıkmayacaktır, çünkü hiç kimse çalışmanın mükafatlandırılmadığı bir ortamda görev üstlenip sorumluluk taşımak istemeyecektir.
Oysa yeni deneyimler eski bağları zorlayarak yepyeni bağlar kurmaya dayanır. Onlar sürekli "ahlak" kuralları ile karşı karşıya kaldıkları için "ahlaksız" sayılırlar. Hiç gidilmemiş yolları izlemek için de bu ahlaksızlığa katlanmak ve katlananları da teşvik etmek gerekir. Hiç kimse neyin neye yol açacağını önceden bilemez, bilemediği için de çok deneyip içinden olumlu çıkan olguları elemek gerekir. "Ahlak" kuralları birşeyi gerçekleşmeden önbilgiye sahip olduğunu zanneder. Ahlaklı olmak için yukarda anlatılan "ahlaksız" toplum içinde büyüyen biri mutlaka ahlaksız olmalıdır ki alışılanın dışına çıkabilsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder