4 Haziran 2017 Pazar

Yeni aşıklar üzerine

Belki de insanı birbirine bağlayan en güçlü hislerden biri aşık olmaktır. Aşık olan kendinden geçer ve tek gördüğü obje karşısında olandır. Aşık olmak ile sarhoş olmak arasında fark olmadığı bilimsel yöntemlerle gösterilmiştir. Aşık olan da bir sarhoş gibi toz-pembe gözlük takar, aşık olduğu objeyi hayal ettigi şekilde görür. Onu aslında tutsak eden şey kendi fantazisinden başka birşey değildir. O, tüm pürüzleri yok sayarak kendini başkasında bulduğunu zannettiği için aşıktır. Onun kendisini kaybetmesi bir tür illüzyondur, çünkü o aslında kendi fantazisine aşıktır. Aşık olmayı etkileyen, fantazisini kırbaçlayan başka unsur birbirine uzak olunmasıdır. Mesafe ne kadar büyük ise kurgu da o kadar büyük olacaktır. Erişme fantazinin sonunu getirir. 

Aşık olmak objeler arasındaki duvarı yıkar. O zamana kadar kendini bırakamamış biri başkasına güvenmek yolunda ilk adımını atar. İlk defa kendini dışa açmıştır ama yine de temkinli davranır, çünkü her açılış savunmasız kalma riskini de beraberinde getirir. Kalkanları indirdiği anda, mesafe azaldığı durumda, yaralanma da söz konusu olur. Her aldığı yara onu biraz daha geri teper, güvencesini sarsar, ama yine de aşık olmanın çekici duygusu baskın gelir ve yeni bir deneme daha yapmak ister. Bu aynı sarhoşluktan keyif almış birinin tekrar sarhoş olmak istemesi gibidir. O his onu ucurmuştur ve sürekli yeniden tatmak ister. Tatmaya başladığı zaman da karşı tarafın dikenleri batar, çünkü uzaktan sesi güzel gelen davulun da başka sesler çıkardığını yakından fark eder. Yakınlaşma ne kadar olursa uzaktan çok güzel gelen burun üstündeki sivilceler bile dağ gibi büyür. Yavaş yavaş sarhoşluğun etkisi biter ve aşıklar da karşısındakinin normal biri olduğunu görünce hayal kırıklığı başlar. Onca hayaller suya düşer. 

İlk aşık olma durumu sürekli böyledir, bu kültürler üstü birşey olmalı, çünkü insan anatomisi aynıdır, aynı hormonlar onu yönlendirir. Kültürden kültüre değişen şey aşık olma şiddetinin değişik olması diye düşünüyorum. Bunun nedenini şöyle açıklayabilirim. Silahında tek bir mermisi olan biri vahşi bir hayvanla karşılaştığı zaman atış yapmakta çok temkinli olmalıdır. Onun sadece bir atışı olacaktır, atış boşa giderse başka şansı yoktur. O vahşi hayvana yenik düşecektir. Bunun bilinçaltına yerleşmesi onda bir ikilem yaratır. Sürekli kafasında "bu benim tek mermim" diye hesap yapar. Onun için ince eler, sık dokur. Onun için güvence konusunda ispat üstüne ispat ister, sadece yaptığı atıştan emin olmak istediği için.

Çoklu mermiye sahip olanlar da aynı durumdan geçmesine geçerler ama onlar ilk gördükleri objenin son atış olduğunu düşünmezler. Onlar bilirler ki, bu yakınlaşma ve itişme oynanması gereken bir oyundur. Her ne kadar kitaplarda okunmuş olsa da, filmlerde teması geçse de herkesin kendi deneyimi olmadan tam anlaşılamayacağını bilirler. Her küçük yara onları biraz daha güçlendirir hem kendisini tanımada hem de başkasını tanımada yardımcı olur. Bunları önceden denememiş biri evlendiği zaman yaşayacağı için evlilik hayatı cehenneme dönüşebilir. Ancak ve ancak bu oyunun önceden oynanması evliliğe hazırlık sayılabilir, evliliği de daha sağlıklı kılmaya yarayabilir, çünkü sevinçle başlayan evlilikler sona erdiği zaman, ayrılıklar çok daha hasar verici olabiliyor. 

1 yorum: