Camilerde yapılan vaazın yollara taşmasıyla camide dinlenilen şeyler de şimdi yollara taştı. Bu zamana kadar belli kesim cemaat içindeki söylemlerden habersiz iken, şimdi o söylemler rahatlıkla ses çıkarabiliyor hale geldi ve bunları duymamak imkansızlaştı. Şimdiye kadar varlıkları yok sayılanlar ses çıkartma imkanı buldular.
Cemaat hususunda teslimiyet çok önemli. Vaaz dinleyen kendini vaaz verene teslim ediyor, yani ona güveniyor. Onda tüm sorunların çözümü olduğu kanaatinde. O neyin nasıl yapılacağına karar veriyor. Şimdiye kadar kendi karar vermesini öğrenmemiş biri, kendisi için karar veren biri ile karar vermenin sorumluluğunu ortaklaşa paylaşarak risk düşürüyor. Karar vermek sorumluluk üstlenmektir ve risk almaktır.
Bu nedenle vaaz verenin ne söylediği önemli değildir. Her ne kadar söylediği şeyler absurd olsa da teslim olan biri kalkıp da karşı çıkmayacaktır, çünkü karşı çıktığı andan itibaren kendisi karar verecek ve karar verme riskini tek başına üstlenecektir. Bu nedenle özgürlük büyük bir yüktür.
Hoca cemaatin kültürüne açıkca aykırı bir söz sözleyemecektir.. onun da hürriyet yok.. bu aynı zamanda mason cemaati ve marksist cemaati için aynıdır.. yani hürriyet problematik bir konu.. bu YANLI kültürler arasındaki olan sorun çözümleri ile mal ve hizmet sunumuları işte bizim ORTAK yanımızdır. hatta bir yerde şunu yazdım:
YanıtlaSilÖZGÜRLÜK soyut bir kavramdır.. başkasının egemenliğine takılmadıkça.. keza egemenlikte soyut bir terim.. başkasının özgürlüğü ile karşılaşmadıkça.. aslında HÜRRİYETin özgürlük olarak çevrilmesini bile olguya uymuyor.. adama öz'ün mü gür.. yoksa gür'ün mü öz diye sorarlar.. çünkü evrende koşullara bağımlı var olabilen bir nesnenin öz ve kuralları bağlı olarak toplumda yaşaman kimsenin özünün gür.. kimse ve nesne ögelerinin birlikteliğiyle düşünen ve konuşan bizlerin başkalarına takılması ve karşılaşması.. örneğin bir kadının bir erkekle bir araya gelmesi ve bu bir araya gelen ailelerin (toplumların, ulusların, şirketlerin, partilerin) başka ailelerle birlikteliği söz konusu olduğunda artık özgürlüğün daha doğrusu "gür"lüğün (hürlüğün) HORİ si bile yoktur.. işte HURİ bu özgürlüğü ideal olmasa bile real olarak gerçekleştirebildiği halde GÜZELLİK kazanmasıdır.. böyle bir güzellik ise mantığımızı İTİKAD, meşietimizi İBADET, iktidarımı AHKAM , ihtiyarımızı AHLAK ile kısıtlamaktan geçiyor.. (bu dördüne DİN adı veriliyor) mutedil mutedil yaşayarak.. kısıt kısıt davranarak ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ kazanıyoruz.. (iktisatli ve adaletli yaşamanın ve davranmanın yoluna da HUKUK deriz). Bu toplumsal süreçlerle haksızlıklara, ısrafa, zulme ve olumsuzluklara direnerek var oluyoruz. Yoksa kendimi özgür sanmamız bütün bu işleri yapabilmeye girişmemiz için bir ön koşul sadece.. özgür olduğunuzu var saymazsanız zaten bu işleri yapamazsınız. Şimdi bir Allah nidalarıyla savaşırız.. onlar Hurra nidalarıyla savaşır.. neden HÜRRİYET'imizi başkasına kaptırıp HAKİMİYET'imizi yitirmemek için.. inanın artık bu günlerde körü körüne inanıp boşu boşuna savaşıyoruz.. çünkü hürriyet ve hakimiyeti belirleyen dilimiz ve dinimiz BİLİM ve HUKUK düzeyine çıktığı halde gereği ve yeteri kadar bilimden ve hukuktan yararlanamiyoruz.. çünkü dili iyi ve iyiyi kullanamıyoruz.. bilimi ve hukuku tamamiyle ve kemaliyle öğrenemiyoruz.. dili ve dini.. emeği (hakkı) ve hürrriyet (hakikati) partilerine ve ideolojilerine paravana ve paratoner eden şirketlerin reklam ve propagandalarına takılıyoruz.